küme

Temmuz 28, 2007 at 9:30 pm (ailem, yedim/ictim)


İzmirden geldiğim sabah,mutfak tezgahının üstünde küme paketini görünce çok mutlu olmuştum.Tam kolumu uzatıp bi tanesini kapacaktım ki, Ezgi, “Fuat amcanın o” dedi. Yıkıldım. Günlerdir her mutfağa girdiğimde kesişiyorduk küme paketiyle. Ki 1 haftadır falan,epeyce sabrettim yani. Bugün annem adliyeye,babam kulübe, kardeşim de tosbiği gezdirmeye balkona çıkınca kafaya koydum, paketten küme aşıracaktım. Jelatinini usulca sıyıracak,içinden bir(veya birkaç) tanesini alacak,jelatini aynı şekilde tekrar saracaktım.Kurdelesini bile bozmayacaktım vallahi.Kararlılıkla mutfağa yürüdüm.Koridordan geçerken kendimi gizli görevde fbi ajanı gibi hissettim,kolonların arkasına bile saklandım. Nihayet bütün engelleri aşıp mutfağa ulaştığımdaysa o-Gitmişti! Küme paketi olması gereken yerde yoktu! Bir haftadır gözüme girmek istercesine baş kösede kurulan,bir milim bile kıpırdamayan kutsal paket gitmişti!

Küme nedir bilmeyeniniz varsa,küme aslında bildiğin cevizli sucuk.Cevizli sucuğu da bilmiyorsanız,pestilden başlamam gerekiyor anlatmaya. Pestil şu yanda gördüğünüz yamyassı şey.Dut veya üzümle yapılabiliyor.Ben dut pestilini hiç sevmem, üzüm pestilini severim. Babaannemin asmaları var,her yıl üzüm fazlasını pestil ve küme yapar. Pestil yapmak için üzüm ve bir takım baharatlar(belki nişasta falan gibi bişey de koyuluyodur,malzemeyi bilmiyorum açıkçası) devasa bi kazanda bildiğin odun ateşinde sabahtan akşama kadar kaynatılıyor.Sonra açıkhavada bezlere serilip kutuluyor. Kuruyunca da kağıt gibi kat kat katlanıyor,sonra biz onu yiyoruz kışın. Küme yapmak için de, ceviz dizilmiş upuzuuuun ipler sarkıtıyorlar kaynayan kazana, sonra bunları yüksek dallara ya da askılara asarak kurutuyorlar.Sonra uygun boylarda kesip,kesilen kısımdan sarkan ipleri çekerek bezin üstünde biraz yuvarlıyorlar. Yusyuvarlak olsun diye. Sonra babaannem bize gönderiyor,biz de yiyoruz evde. Çok şahane bişey küme.

İşte efendim, bu büyük hüsrandan sonra bari kayısı suyu falan içeyim diyerek buzdolabını açtım.İkinci rafta yan yatmış duruyorlardı tetra pak kutuları. Üstten bi tanesini alınca o muhteşem manzara gözüktü: Kümeler! Üstelik paket açılmış,içinden yenmiş! yani artık legal yollardan küme yiyebilirdim. Öyle stratejiye,büyük operasyonlara,aksiyona falan da gerek yoktu, oturdum pakedin yarısını yedim.Ohhh,çay içtim üstüne de bi güzel.

***

Ben yarın gidiyorum işin garibi. Hiç başka bir ülkeye gidecekmişim gibi hissetmiyorum.
Hayatım sürekli bi yerden bi yere gitmekle geçtiği için belki.
İngilizcemi kullanmakta biraz zorlanacağım,biraz sevgilimi özleyeceğim,biraz gezip göreceğim,sonra geri geleceğim.
büyütecek bişey yok.
bana göre.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Denokiton

Temmuz 25, 2007 at 11:18 pm (fotograflarim, sevgulut)

Gerek blog camiasından,gerek urban5′ten pek çok insanla tanıştığım için, Denokiton’un internete alerjisi var. Bana açık açık blogunu kapat da diyemiyor ,her gün başka bahaneyle çıkıyor karşıma:
Tosbikle ilgili bile post yazmışım da,neden onun hiç resmi yokmuş?Neden bi tane bile cümle yazmamışım?
“kozalağım” dedim,biz senle yeni barışmadık mı,hemen koştura koştura post mu yazacağım senle ilgili?”
gene de küstü.Küsmeleri de pek meşhurdur.Küstü mü beyefendiye saatlerce yalakalık yapacaksın,gönlünü alacaksın.
yeni yeni taktikler geliştiriyorum ben de.”Paşam” lafını duymuş bi yerden,hoşuna gitmiş.Ben ona paşam deyince yumuşayıveriyor.

bu fotoğraf da komiktir, denokiton İstanbula geldiğinde babam bizi yemeğe götürmüştü, annemle babamın üniversiteden iki arkadaşı da katılmıştı yemeğe, onlar rakının dibini bulunca çaktırmadan yan masaya geçtik biz, kendi çapımızda aşıkla maşuk olurken,babam telefonuyla çekivermiş bu fotoğrafı.En sevdiği fotoğrafımız budur.

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

tosbik

Temmuz 25, 2007 at 11:24 am (ailem)


beni görünce ödü patlıyor.biliyor ki,onu banyoya götüreceğim,önce küvetini,sonra kendisini fırçalayıp,pırıl pırıl yapacağım.Tosbik bir su kaplumbağası olmasına rağmen sudan pek hoşlanmıyor.Sanırım kendisini karakaplumbağası sanıyor.Bıraksan dünya turu atacak!Halının üzerinde yürümeyi,mobilyaların arkasına saklanmayı,balkonda güneşlenmeyi seviyor.Bütün gün suyunun içinde çırpınıp duruyor onu dışarı çıkartalım diye.

babamı ya da ezgiyi görünce çok mutlu oluyor,biliyor ki onu besleyecekler.Tosbik yemek seçiyor,kaplumbağa yemlerini yemiyor.Marul,yeşillik falan da yemiyor.Sadece karides yemleri,çiğ tavuk,kıyma ve et yiyor.Başka birşey verirsek günlerce aç duruyor.Eti de seçiyor haspam,salak-sosis falan da yemiyor,hatta tavuğun da sadece göğsünü yiyor.Ah,unutmuşum,çiğ balık da seviyor.

Tosbik bizimle tatile de geliyor.Yolculuk yapmaktan hoşlanmıyor aslında,arabada suyu sürekli çalkalandığı için korkuyor çünkü.Uçak yolculuğunu tercih ediyor.Hosteslerin verdiği ton balıklı sandviçlere bayılıyor çünkü.Parmak kadar kaplumbağa tatil köylerinde geziyor.Küvetini havuz başına götürüyoruz,güneşleniyor bütün gün.
Eşek sıpası,daha yeni temizledim küvetini,gene kakasını yapmış,biraz gözünü korkutup geleyim ben şunun.

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

jukebox dinleyin!

Temmuz 23, 2007 at 1:03 pm (fotograflarim, youtube'dan arak)

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Bilinçli seçmen seni!

Temmuz 22, 2007 at 6:27 pm (memleket meseleleri)


Bir parti 4,5 yıl muhalefette kalır da,birleşmeye rağmen hiç mi oyunu arttıramaz? O kadar mitinglere yürüdük,hiç mi çıkar sağlayamaz?
o değil de,dünya siyaset tarihinde istisnadır herhalde, genel başkanı yüzünden oy kaybeden parti!

müstehak sana Türkiyem.

***

Yine İstanbuldayım.
Yivrenç bütünleme maratonu bitti,kaybedilen 4,5 kilo,dökülen avuç avuç saç ve ergenlik dönemindekinden de fazla sivilceye rağmen,üçüncü sınıfla ilişiğimi kesmiş bulunmaktayım.Darısı yaz okulunda sürünenlerin başına.Pazartesiden itibaren takır takır açıklanacaklar internette,asıl o zaman stres topu olmayı planlıyorum.Top derken, mecazi anlamını bir kenara bırakalım,cidden top gibi oldum, bu kadar bastıbacak bir insan bu kadar çok yememeli.

***

sabahın köründe kalktım da oy vermeye gittim bi de.topunuzun..

***

haftaya bugün,bu saatlerde,londrada kocaman valizimle metroda olacağım. Gloucester Road istasyonunda ineceğim, Stanhope’a çıkacağım,London Solutions’ ı arayacağım,yetkili biri gelip beni kucaklayacak. Bana anahtarlarımı verecek. Evimi bulacağım, daireme çıkacağım,duş alıp bacaklarımı uzatacağım.Ne halt etmeye çalıştığımı düşüneceğim.

Muhtemelen yan dairede Meksikalı-Pakistanlı-Hintli biri olacak.Gidip kapılarını çalacağım,tanışacağım,oryantasyon isteyeceğim,çamaşırlarımı nasıl yıkayabilirim falan.Onlara pişmaniye,kestane şekeri veya lokum armağan edeceğim.Kaynaşmak şeysi olaraktan.

Gece ödüm patlayacak eminim.
Londrada,kalabalıkta yapalanız kaldığım ilk gün,öğle yemeğimi sipariş ederken garsonun ne dediğini bile anlayamadığımda ağlamaya başlayıp,eve dönmek isteyeceğime eminim,ama Harrods’a girip ıvır zıvır alırken geçecek.Akşamları Hyde Parkda yürüyeceğim,Serpentine’in kıyısında salatalıklı sandviç yiyeceğim.Öğlenleri balık,patates kızartması ve bira.

Okulum başlayacak.
Ay okul diyince midem bulanıyor.

***

Tek başına iktidar da olursun sen şimdi.Kalıbınıza..

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Ben nasıl bu hallere düştüm vol.1

Temmuz 4, 2007 at 8:01 pm (nasil bu hale dustum?)

Lisede alan seçerken ailem müdahale etmedi.Fizikte ve matematikte başarılıydım, sayısal seçtim. Tıp okumak istemiyordum,çünkü kan görmeye dayanamıyordum ve daha kötüsü hasta insanlardan tiksiniyordum,mühendis de olamazdım,bu tembellikle mümkün değildi zira, zaten ilgimi de çekmiyordu. Endüstri ürünleri tasarımı ya da iç mimarlık okumak istiyordum,ama onların da yetenek sınavları vardı ve ben çizim yapamıyordum. Bu şartlarda sayısalda kalmam mantıklı değildi, son sınıfta alan değişikliği yapmaya karar verdim, ailem yine karışmadı. Eşit ağırlığa geçtim, fark dersleri verdim, tabi ortalamam düştü, dersanede bursluydum, alan değişince kesildi,bütün arkadaşlarımdan ayrıldım, 2 senedir coğrafya,tarih,felsefe görmüyordum, açığı kapatmak için konservatuarı bırakmam gerekti,uyum sağlamakta çok zorlandım. Ama bir şekilde o dönem bitti, liseden okul 4.sü olarak mezun oldum, ama öss görece olarak bok gibi geçince tercih yapmamaya karar verdim. Ailem yine karışmadı. Sonra puanlar geldi,baktım fena değil, yüzdelik dilim de iyi,gireyim bari bi yere dedim. Ailem yine karışmadı. Üniversite kampüslerini gezdim. Mezun öğrenciler bulup konuştum. Sonuç olarak Boğaziçi,Odtü ve Galatasaray sosyoloji yazmaya karar verdim. İşte orda ailem karıştı! Babam,eğer sosyoloji okursam hiçbişey olamayacağımı,hem zaten ssyologların ne iş yaptığını,cezaevinde başgardiyanın Odtüden mezun olduğunu,benim de en iyi ihtimalle gardiyan olup ayda 6oo bilmem küsür milyon maaşla çalışacağım kehanetini getirdi. O zaman psikoloji yazayım dedim, “Türkiyede psikolojik destek kavramı mı var, sosyal hizmetlere bağlı mı çalışacaksın,rehber öğretmen mi olacaksıné dediler. O zaman reklamcılık,halkla ilişkiler falan yazayım diye düşündüm, “reklam sektöründe rekabet büyük, arkanda birileri olmadıkça sıyrılıp dikkat çekmen imkansız,bizim reklamcı tanıdığımız yok,geç onu” dediler.E matematik öğretmeni olayım bari,hem seviyorum da, özel ders de verdim,tecrübeliyim diye düşündüm, ama bizim zamanımızda öğretmenlik henüz parlamamıştı,özellikle benim ailemde, “hiçbişey kazanamazsan öğretmenlik kazanınırdın canım.” “e ne yazayım bari siz söyleyin” dedim.”hukuk” dediler.Hiçbişey olamazsam hazineye falan sokarlarmış,en kötü ihtimalle kurum avukatı olurmuşum.Küçük bi hesap yaptım,gardiyanlıktansa kurum avukatlığı sanırım daha iyiydi. Ancak bir sorunumuz daha vardı, biz İstanbula yeni taşınmıştık ve ben burdan nefret etmiştim,çünkü taşrada büyümüştüm ve burası benim için çok karmaşıktı, bütün arkadaşlarım Aydın’da kalmıştı,metropol insanına uyum sağlayamamıştım,ayrıca çok ödlektim,kapkaçtan,trafikten,sapıklardan,her şeyden çok korkuyordum. İzmir,Ankara,Eskişehir ve Antalya tercih etmeye karar verdim. Babamsa İstanbulda özel bir okulu burslu okumamın daha iyi olacağını düşünüyodu,düz lise mezunuydum ve dil öğrenmeliydim,hem evden gider gelirdim, ev işi falan uğraşmazdım,onların da içi rahat olurdu,ne de olsa aile yanı güvenliydi. Oysa ben yalnız yaşamak,herşeyimle kendi başıma uğraşmak,kimseye hesap vermemek istiyordum,ayrıca bana göre özel okula sadece aptallar giderdi,ben bir sürü zengin züppeyle uğraşamazdım.(Koç,Sabancı ve Bilkent hariç.O üçüne taparım.Ama diğer özel okullarda öğrenci seviyesinin çok düşük olduğunu düşünüyorum.) Allem ettim kallem ettim, ilk sıraya ankara hukuk,ikinciye dokuz eylül,üçüncü tercihe de marmara yazdım.(babam son bir hamle yapıp,en azından marmara yaz,sana karşıda ev tutarız,arabayı da sen alırsın,hafta sonları gelirsin demişti.) Ankara hukuk olmadı, dokuz eylüle geldim. Kazandığımızı tatilde öğrendik, annem dakikalarca İzmir’e geliyorum diye ağldı,babam da 2 gün somurttu. İşte benim alakasız bir bölümde, alakasız bir okulda okuyuşumun hikayesi budur. Bu yüzden sevgili okuyucu,sen kızgın kumlardan serin sulara atlarken,o narin koca poponu devirmiş gölgede martinini yudumlarken,ben bu sıcakta,bu boktan internet kafede bütünleme çalışıyorum.
*İstersem hala gardiyan olabilirim.Yaşasın KPSS.

Kalıcı Bağlantı 7 Yorum

Biz bugün toplaştık!

Haziran 30, 2007 at 11:33 pm (blog dunyasi, fotograflarim, sevgili gunluk)


Yargı-the dreaming
eroy-live 4 it
esra-eysean
oky-tekmetokat
tuğçe-shine on you
cansu- deli-mine
ibrahim- cam kenarı
emir- gözümün seyir defteri
günseli-güs
ferhatt-krotayfa

diğer bloggerları aklımda tutamadım :(

Kalıcı Bağlantı 8 Yorum

Hatırla Sevgili

Haziran 29, 2007 at 6:47 pm (film/muzik/kitap)


Hatırla Sevgili’yi Youtubedan izlemeye başladım.
Rüya doğduğundan beri Yasemin necdet’e aşık olacak,ve dizinin akışı değişiecek diye bekliyorum,ama nafile galiba.Aşık falan olmadığı gibi, bir de 20. bölümde terkedip gitmeye kalktı kaltak! Ulan sen ne biçim insansın?Adam önce senin hayatını kurtarmış,sonra ele güne rezil olma demiş,namusunu kurtarmış,başkasının veledine gebeyken evlenmiş senle. Bağrına taş basmış, aşkını kalbine gömmüş, sana açılıp herşeyi imkansız hale getirmemiş. Kızını kızı bilmiş,zaten senden daha iyi bakıyor çocuğa. Ananın babanın tasasına hep bu düşmüş. NANKÖR! Alıp başını haber vermeden trene mi binecektin? Başkasının nikahındayken elin adamıyla Kıbrıscık’a mı kaçacaktın? Babasız çocuk doğurmanın utancıyla yaşayamayan, onurundan gururundan intihara kalkan sen değil miydin? Bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu! Anam Necdet ne yapsın, adamın karısı başkasına kaçmış,elaleme ne desin, hiç düşünmez misin? A aşüfte? O minnak kızı babasından ayırmaya nasıl kıyarsın? Sırf sen elin hötözüne aşık oldun diye bitanecik yavrunu koleranın kırıp geçirdiği mahrumiyet bölgesine nasıl götürürsün? Sen ne biçim anasın?
Necdetciğim öyle mi ya… O nasıl yüce gönülllü bir insan.. Hayallerimin erkeği! Okan Yalabık’ı zaten çok ama çok beğenirim. Ama o Ahmet ne öyle.. Kara kuru,bir gözü de şaşı mıdır nedir? Hep böyle bön bön bakmalar..Ağzı bir karış açık.. Evli çocuklu kadını ne diye kışkırtırsın be adam? Namussuz! Bencil! Düşüncesiz! Ben böyle sadece romantizmden ibaret salak erkekleri hiç sevmiyorum. Azıcık mantıklı ol. Aşkmış.. Her şeyden öteymiş.. Peh! O dediğin 20 yaşındayken olur. İşin içine evlilik girdi mi, annelik girdi mi beni aşar o dediğin. Aşk, meşk, esamesi okunmaz!
Ben Yasemin olsam, Necdetle kurduğum düzenin tadını çıkarır, kızımı o mutlu huzurlu yuvada büyütmek isterdim. Ahmeti de hemencecik unuturdum. 5 sene sonra dönecek de,ona kaçacağım..Olmaz o iş. Bulmuşum Necdet gibi mükemmel baba- mükemmel koca, Ahmet de neymiş, çamların altında iki koşacağız, yok efendim mehtapta üç beş öpüşeceğiz diye..Alır Necdet’i götürürüm Aşıklar Tepesine. Bok kafalı Yasemin.

yok anacım yok,bu yeni nesil bi başka türlü.

Kalıcı Bağlantı 10 Yorum

mariachi.

Haziran 24, 2007 at 6:29 pm (sevgili gunluk, yedim/ictim)

beni mutlu eden çok az şey var günlük.çok az.gerçekten. ve hepsi de çok zor ulaşılan şeyler,kahretsin.

Kalıcı Bağlantı 11 Yorum

MissMarttle İstanbulda..

Haziran 21, 2007 at 9:53 am (ailem, sevgili gunluk)

Efendim,gelsin 24 saat msn geyikleri..Gelsin babayla beraber akşam koşuları..Balkon-deniz-rakı-gün batımı-kavun keyifleri..

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

ekstrem günler..

Haziran 10, 2007 at 5:48 pm (sevgili gunluk)

Bizim apartman çift asansörlü.Sağdaki tek katlara,soldaki çift katlara çıkıyor.Benim evim 5 katta, asansörden indiğinizde direk karşınıza çıkan daire de bizimki. Bazen asansör dolu oluyor ve bir an önce yukarı çıkmak istediğim için çift katların asansörünü kullanıp altıncı kata çıkıyorum. Ama balık hafızalı olduğum için yolda hangi asansöde olduğumu unutup,iner inmez zile basıyorum. Allahtan 22 numaranın zili farklı çalıyor,ev sahibi kapıyı açmadan olaya uyanıp ortadan kayboluyorum.
Bugün yine çok dalgın bir günümdeydim ,geç yatıp erken kalkmıştım falan, bizim asansörde servis dışı ışığını görünce çiftlerinkini çağırdım. Geyt güzel bindim, sonra indim, anahtarımı çıkardım,kilide soktum,çevirdim,açtım ve kadının teki çığlık attı! İnanılmaz bişey,bizim anahtarımız 22 numaranın kapısını açıyormuş! Kadın ilk şoku atlatınca panik dolu gözlerle bana evinin anahtarını nerden bulduğumu sordu. Bende binlerce kez özür dileyerek bunun tamamen tesaddüf olduğunu,kendi evimin anahtarını kullandığımı falan anlatmaya çalıştım. Tabii ki bana inanmadı ve alt kata indik. Gözlerinin önünde kendi kapımı açtım, ikna edememiş olmalıyım ki,”tövbe tövbe,çoluğum çocuğum var benim..” diyerek gitti. Muhtemelen çiligir çağırmıştır sonra. Aslında bu durumda bizim de kilidi değiştirmemiz gerekiyor sanırım.

Başka absürd bir anım da dün geceye dair..Odamda pencere yok.Sadece balkon kapısı var.Kapı sıkışmış,bişeyler olmuş,açamıyorum ve odayı havalandıramıyorum,korkunç bişey bu. Balkona salondan da geçilebiliyor, geçip arkadan iktirsem belki açılacak kapı ama, balkon kapısı kitli ve anahtar da balkon tarafında kalmış…Ve ben 1 aydan uzun süredir odamı havalandırmak için evdeki bütün pencereleri açıp kapıların çarpmasına sebep oluyorum.Dün gece ders çalışmamak için bahaneler üretirken,konuya el atmaya karar verdim. Kapıyı zorlayarak açamayacağımı anlayınca, salondaki kapının camını söküp anahtarı kurtarmaya, böylelikle balkona geçip kapıyı o taraftan zorlayarak açmaya karar verdim..ve bu dahiyane planımı uygulamak için pencere lastiklerini söktüm,itinayla çerçeveyi çıkardım,camı çıkartırken bütün parmaklarımı kestim..Sonunda balkona ulaştım,kapıyı zorladım gene açılmadı,hüsrana uğradı..sonra camı tekrar taktım,çerçeveyi tekrar yerleştirdim,lastikleri tekrar oturttum..Hala ders çalışmak istemiyordum,balkonu yıkadım,sandalyelerle minderleri yerleştirdim, çay demledim,oturdum balkonumda içtim..bütün bunlar olurken karşı apartmanda rakı içen üç yurdum delikanlısı gecenin ikisinde cam söken,balkon yıkayan,çay içen manyak kızı seyrettiler..falan..

Kalıcı Bağlantı 7 Yorum

ohannesburger.

Haziran 7, 2007 at 10:43 am (sevgili gunluk)

Finaller geçiriyor.4 sınava girdim,şu anda başarı yüzde elli.İlerleyen günlerde bu başarı grafiğinin düşeceği garanti.Yani bu temmuzda da plan yapmak haram bana.İşin kötü tarafı,bütünlemelerden sonra İngiltereye uçuyorum, sanırım istanbulda 3-4 gün kalabileceğim sadece. Bugün okuldan kabul mektubum geldi,evle ilgili onay yazısını da faksladılar.Çok heyecan verici,yıllardır dilimdeydi ama,ciddi ciddi gidiyorum,ve şaşılacak biçimde hiçbir sorun çıkmadı hala!
Eda Burdura gitti,akşamları ödüm patlıyor evde yalnız başıma.Asansör kapısı her açıldığında yerimde zıplıyorum.Hırsızın yedek anahtarımızı çaldığı,ve bizim de kilidi değiştirmediğimiz düşünülürse..Ama üst kilidi de kitliyorum!(allahımm…ben ne yapıyorum…)Bütün ışıklar yanık,televizyon açık uyuyorum.Her gece saat ikide elektrikler kesiliyor.Dört buçukta yeniden geliyor.Buzdolabı çalışmaya başladığı an uyanıyorum.gözüme girdiği için en azından odamın ışığını söndürüyorum.Sonrası yine huzursuz bir uyku. Nasıl olsa eda yok diye bulaşıkları yıkamıyorum,her yeri dağıtıyorum, yemek yapmıyorum…Sersefil halde ev..Eda,çabuk gel canım arkadaşım..Sensiz derbeder oldum ben…
Yarın akşam Biosta Electric vol. bilmemne varmış,ona gidicez galiba.5 tane grup varmış,4 ‘ü İstanbuldanmış,süppermiş falan…Bu sefer fotoğraf çekeyim de bloga renk olsun bari..

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

çok linkli post.

Haziran 3, 2007 at 1:08 pm (sevgili gunluk)

Cuma akşamı Bios’ta çok eğlenceli bişey vardı.Smadj diye bi adam,Tunus asıllı bir Fransız…S.O.S diye bir projesi var, ya da grup mu olmuşlar denir her ne ise. Ud,keman,perküsyon çalıyorlar,ama elektronik… yani etnik elektronik Mehmetin deyimiyle, ya da Mert’in deyimiyle elektronik fasıl.Ben çok eğlendim,göbek attım,gerdan kırdım falan…Bi yerlerde rastlarsanız görmeye değer derim.

Dün de Charlie’nin Çikolata Fabrikasını seyrettim beş milyonuncu kez. Sonra youtube’ladık biraz, Mehmet bana bunları gösterdi;
birincisi
ikincisi

Sonraaaaa, bi de yeni bi oyuncağım var: musicovery

son olarak da böyle bişey: dobadi!

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

hayat çok şeker,hızlı hızlı geçsin istiyorum.

Mayıs 22, 2007 at 10:45 am (sevgili gunluk)

Dün Mertle konuşurken farkettim bunu. 5o yaşında, emekli, hayatın heyecanlı, stresli kısmını, sınavları, iş başvurularını, duruşmaları, evlenmeleri, çocuk doğurmaları falan bi an önce geçip akşam üstleri balkonunda oturup türk kahvesi içen, fiskos masasındaki fesleğen saksısını sulayan, beyaz saçlı bi teyze olmak istiyorum. Beni geren tek şey torunumun süt dişleri olmalı.

off,çok huzursuzum içten içe.

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

hekim bey?

Mayıs 22, 2007 at 10:08 am (blog dunyasi)

Bu şeker insanı çokkkk seviyorum.Tanısam daha çok seveceğime eminim. (Ferhatt,sosyal mesaj var burda.)
Bu sabah emolara dair gerçekler üzerine birkaç paragraf karalamıştım ama, o benden önce davranmış, burdan buyrun.

*Hayır yaa,her postun sonuna şarkı eklemeyeceğim,yapmayacağım bunu.

Kalıcı Bağlantı 1 Yorum

« Önceki girişler · Sonraki yazılar »