Kucuk Metin Artvinin ilcesi Ardanucta yasamaktadir.Alti yasindadir, her gun ogretmen babasiyla ogretmenler kahvesine gider.Ogretmenler kahvesinin bir rutini vardir, her aksam Kaymakam gelir, o kapidan iceri girdiginde butun ogretmenler ayaga kalkar, ceketlerini iliklerler. Kucuk Metin’in gozunde Kaymakam devlet gibidir, ondan buyugu yoktur, buyuyunce kaymakam olmaya karar verir. Gunlerden bir gun, kahvede yabanci bir adam gorurler. Adam hickimseye selam vermeden sobanin basina gecip oturmus, sigarasini yakmistir. Kucuk Metin dikkatle adami suzmektedir. Gene saat gelir, Kaymakam kapidan girer, herkes ayaga kalkar. Bir kisi haric, sobanin basindaki yabanci. Tum gozler ona cevrilir, Kaymakam kipkirmizi olmustur, adamin yanina gidip bu saygisizligin hesabini sorar, ” Sen” der, “ayaga kalkmadin.Benim kim oldugumu bilmiyor musun? Ben buranin Kaymakamiyim.” Yabanci kucuk Metin’in hayatini sonsuza kadar degistirecek cumleyi kurar: “Ben Cumhuriyet Savcisiyim.” Kaymakam kipkirmizi olur, hemen ceketinin onunu ilikler, sapkasini indirir, ozur diler, kemkum eder. O an kucuk Metin anlar ki Kaymakamdan bile buyuk biri vardir, Cumhuriyet Savcisi. Kararini verir, savci olacaktir. Gercekten de buyur, Universsite sinavlarina girer, once ogretmenlik kazanir, gitmez, dersaneye yazilir, sonra muhendislik kazanir, yine gitmez, sonunda Istanbul Universitesine kapagi atar. Mezun olur, sinavlari kazanir, ama onu hakim olarak atarlar. Metin yilmaz, senelerce bakanligin kapisini asindirir, savci olana dek her yil HSYK ya basvurur, 2 beni yeter ki savci yapin, isterseniz sirnaga gonderin” der. Sonunda savci olur, huzura erer. Hatta bununla kalmaz, bassavci bile olur. Simdi mutlu mutlu Turkiyenin en buyuk tutukevini yonetmektedir.
Yillar gecer, Metin’in kucuk kizi Ekin hukuk fakultesini kazanir.Son sinifa gecer. Bi sevgilisi vardir, hikaye aynidir. Kucuk Deniz, Aydinin ilcesi Soke de buyumustur, onun icin en buyuk Savcidir, muhakkak savci olmalidir o da. Ekin “cattik” diye dusunur tabii ki. Kucuk Denizin huylari Metin’e benzemektedir, zaten Deniz Metine tapmaktadir, en buyuk hayali onun gibi olmaktir.
tabii ki zaman zaman bu zaafini kullaniyorum. Annem ve babam universitedeyken, her bayramda ya da tatilde, babam annemle birlikte Istanbuldan Izmir otobusune biner, annemi izmire biraktiktan sonra uckuyularda otobusu degirtirip Bursaya donermis.(o zaman dedemin tayini bursaya cikmis,orda yasiyorlarmis.) Dusunsenize, kendi evi 2 saat mesafede, ama taa Izmire gidip geri donuyomus, ne romantik. Ben bu hikayeyi Denize anlattigimdan beri o da aynisini yapmak icin can atiyor. Mesela ben Londradan dondugumde havaalaninda o karsilamak istiyor beni. Normalde de Istanbuldan Izmire gittigimde, deniz sokeden gelir, havaalanindan beni alir, evime birakir, gene sokeye doner.
Neydi, kizlar hep babalarina benzeyen erkekler mi bulurlardi?
Kalıcı Bağlantı
4 Yorum

<a
tower bridge ve ben
href=”http://bp1.blogger.com/_3wlv5LWJwyE/RtrvFo0XIKI/AAAAAAAAAC0/vcZOBCqj3nY/s1600-h/DSC07109.JPG”>
big ben’cigim ve ben(parlemento binasi)
Kalıcı Bağlantı
Yorum yapılmamış
Yeni “cumhurbaskanimizi” (tirnak icinde ve kucuk harfle) sevmiyorum, istemiyorum, saygi duymuyorum. 15 sene sonra kucuk kizima cumhurbaskanlarimizi sirasiyla ezberletirken onu atlayacagim. Kendi kisisel tarihimden siliyorum akp donemini,sonsuza kadar.
Secim sonuclari icimdeki son milliyetci duygulari da sildi supurdu, sevgili halkim, burda Lubnanlilar bile “Turkiyede turban takmak zorunlu degil mi?” diye soruyor, mutesekkirim size, iradenizin masallahi var, ne buyuk miras biraktiniz couklariniza, torunlariniza.
30 Agustos Zafer Bayraminiz Kutlu olsun.
Sizin.
Kalıcı Bağlantı
2 Yorum
Ayse bana link vermis.Ilk defa takip ettigim bi blog benden habersiz bana link veriyor.Genelde ben yakalarina yapisir,mailler atar,kendi linklerimi ekler,statcounterdan gozlerine sokar,bes milyon yorum birakir, ya da last fm den falan mesaj atarim.Vayy be,ayse beni ekledi.Ayse ben senin butun arsivini hatmettim ayol bu yaz.Ay ne hos.hih hih.
Kalıcı Bağlantı
2 Yorum
Buraya geldigimden beri dikkat ediyorum, sokaklarda hic kedi ya da kopek gormedim.Ama tabii ki bu, londrada sokak hayvanlari olmadigi anlamina gelmiyor. Ilk olarak sokak domuzlarindan bahsetmeliyim sanirim. Gunduzleri goze gozukmezler. Geceleri sokak lambalarinin altinda golgelerini gorursunuz. Gelip copunuzu karistirirlar, ortaliga sacarlar, deli ederler. Sonra, sincaplar var, sincaplar her yerdeler. Kucuk cocuklar egilip egilip seviyorlar, ama ben korkuyorum sincaplardan. Turkiyede hayvanat bahcesi ve bizim kavaklipark disinda hic sincap gormedim, gorduklerim de insani isiran cinstendi. Ama sevimliler, bir suru fotograflarini cektim. Ve, son olarak, tabii ki fareler. Fareler londranin mutemmim cuzleri. Her yerde gorebilirsiniz, bahcenizde, metro istasyonlarinda, marketlerde.Igrencler.
edit: tilkileri nasil unuturum! Keiran surekli aksamlari Hyde Park ve benzeri yerlerde dolasirken dikkatli olun-biliyorsunuz, etciller, diye uyariyor. Ben henuz hic tilki gormedim, ama benim disimda herkes gormus.
Kalıcı Bağlantı
4 Yorum

Dedik ki madem super ingilizce biliyoruz, neden tiyatroya gitmiyoruz? Dedik ve In Celebration biletlerimizi aldik Piccadily Circustan. Cok heyecanliyiz, Orlando Bloom u gorecegiz, sansliysak yanina sokulup fotograf cektirecegiz, Orlandoooo diye bagiracagiz falan.
Gittik.
Ama Orlando Morlando gormedim sevgili blog.Bi kere koltuklarimiz -tabii ki- cok gerideydi.Fotograf makinasini zoomladiysak da guzel bir fotograf karesi yakalayamadik.
Ikincisi, ben hic bir sey anlamadim.
Tek bir kelime anlamadim.
Tek anladigim, o da dekor sayesinde, bunlar bi evin 3 oglu, bizim orlando ortanca, evle ilgili bir sorun var ve onu cozmeye calisiyorlar.
Ve bunu anlamak icin 45 pound odedim.
Uluslararasi ogrenci kimligim olmadigi icin, 18 yasindan da buyuk oldugum icin, hicbir indirim kartim da yok tabii ki, adult oduyorum.Ve bu gercekten aci verici.
Muzikaller bu kadar pahali degil, Lion King 18 pound muydu neydi.
Bi de Mary Poppins e gitmistik, biletleri Cina almisti, hatirlamiyorum ne kadardi.
Sheakespeare Globe da Midsummer Night Scream izledik, o 10 pounddu, en cok da onu sevdim ustelik, hepsini anlamistim.
ah, bilog, benim burda sinirli bi butcem ve yapmak istedigim cok sey var.
Kalıcı Bağlantı
3 Yorum
Asli beni mimlemis. Ne yapacagimi tam anlamamakla beraber, biri beni mimledi/sobeledi diye acayip gururluyum.Simdi sanirim soyledigim yalanlari itiraf etmem gerekiyor, bu liste sonsuzluga uzanabilir, simdiden uyariyorum
Kucukken cok yalanciydim.Kardesimi cok kiskanirdim.Annem aksam eve gelince ona kizsin diye bir suru yaramazlik yapar,”Ezgi yapti” derdim,buyuk oldugum icin bana inanirlardi.
Erkek arkadasim okul birincisi.Inegin teki yani.Her gun derse girdim mi, evde ders calistim mi, ne calistim kontrol eder.Ona hep yalan soylerim, calistim derim.Sinav zamani da fircami yerim.
Annem her gun telefon acip ne yedim, odami topladim mi, ev temiz mi, haftada kac sise camasir suyu tuketiyorum sorar. Ona hep “ispanak yedim bamya yedim, ev tertemis, odami da daha yeni topladim, faturalarimizi da gunu gunune oduyoruz” falan derim.
Burdaki ev arkadaslarima Turkiye soyle super boyle super deyip duruyorum.
Socialdeki hocama gramer sinifim E dedim.F deyince surekli beni kaldiriyorlar,her cevabi biliyorum saniyorlar.Gerci kadin hala surekli beni kaldiriyor.Iste bu yuzden Izmirde hic derse girmem ben.Nedense butun hocalar bayiliyolar benle ugrasmaya.Her zaman ilk beni kaldirirlar.Hicbir cevabi bilemem, ama inatla kaldirirlar.
Ev sahibine ben yurda cikicam, kusura bakmayin dedim.
Idare hocasi butun 3 sinif derslerimi verdim saniyor.O sartla gecirdi.
Yeterli bu kadari sanirim.Ben de Jelatin’i, Emirbey’i, Eysean’i ve HMF yi mimliyorum o halde.
Kalıcı Bağlantı
2 Yorum
Burda her yerin neden saat altida kapandigini cozdum. Saat altidan sonra sokaklarda ayik insan kalmiyor! Buranin insani alkolu cok seviyor. Bazen sabahin 11 inde metroda bira icen insanlar goruyorum. Zaten en ucuz sey bira. Bira meyve suyundan ucuz olursa tabii ki benim sevgili Japon arkadasim Haruka her oglen yemeginde bira icer, sonra da 1 haftada 3 kilo aldim diye sikayet eder durur! Zaten Heatrow sendromu diye birsey varmis, Heotrow’a inen biri Heatrow’u ayni agirlikta terkedemezmis. Yemek zorunda kaldiginiz derin dondurulmus sacmaliklar yuzunden kilonuz, saldirip durdugunuz ikinci el dukkanlarindan dolayi bavulunuzun agirligi artiyor burda. Ben bile hic bir sey almamaya yeminli gelmisken, bir suru kitap, poster, Londra minyaturleri,ivir zivir falan aldim burdan. Ama hala neden insanlar Londraya gelip Zara’dan, Topshoptan alisveris yapar anlayamiyorum. Starbuckstan cok Zara var dunya uzerinde.
Cok yanlis baska bisey de, Londra butcenizle dusunup alisveris yapmak. Mesela guzel bir tisort goruyorsunuz, 30 pound. Tamam, o kadar ayirabilirsiniz. Ama mantikli olursak eger, sahsen ben turkiye de siradan penye bir tisorte 90 ytl vermiyorum. Vereni de sevmem. Bugun Laura da dikkat etmis, burda her gun Bonne Bouch’da yiyormus, 7-8 pound tutuyomus ogle yemegi. Ama ben Ispanya da asla bir ogle yemegine 17- 18 euro vermem, sacmalik dedi. Bundan sonra oglenleri tescodan meyve, sandvic falan yemeye karar vermis, parasini biriktirip Ispanya da harcayacakmis. Bence mantikli. Ben de her yerde aval aval hediye arayacagima hediye paralarimi free shop a saklamaya karar verdim. Ordan alirim biseyler. Hem eminim erkek arkadasim da, kiz kardesim de, Buckhingam Palace hatirasi yerine parfum veya tequila almaktan daha cok hoslanir. Aslina bakarsaniz ikisi de Buckhingam sarayli zimbirtiyi kafama atar. En mantiklisi free shop.
Londra da da ucuz yerler yok degil, mesela ben British Heart Foundation’i buldum ya, artik dunyanin en mutlu insaniyim. Burdan ikinci el, ama neredeyse yepyeni kitaplar, dvdler, cdler, giysiler falan alabiliyorsunuz. Mesela ben Harry Potter’in son kitabini-piyasada 9 pound- bir bucuk pounda aldim. Talihsiz seruvenler dizisini falan aldim, birsuru dvd, burda Harvey Nichols cok populer, etiketi bile cikarilmamis tisortler, Manson, H&M.. Artik gozumu dort actim, butun vitrinlere bakiyorum bilmemne charity falan yaziyo mu diye. Bigun buralara gelirseniz, tavsiye ederim, bilginize.
Kalıcı Bağlantı
5 Yorum
Mikrodalgayi acmak icin egildim,arkami dondugumde ordaydi.kucuk,kahverengi,igrenc.Ciglik atmadim,sandalye tepesine firlamadim,sadece durup hareket etmesini bekledim.Eger bir dolabin ya da masanin falan altina girerse mutfaktan cikabilirim diye.Cunku tam kapinin esiginde duruyordu, fareler cok hizli hareket ederler diye dusundum,yanindan gecersem bana dokunabilir.Ama hareket etmiyordu,duruyordu.Bos bir su sisesini yuvarladim usulca,korkmadi, kipirdamadi.Baska bir siseyi yuksekten attim gurultu yapsin diye, sise yuvarlandi, o ise usulca yurudu kuyrugunu sisenin altindan kurtarmak icin, kurtulunca, yine durdu. Hasta diye dusundum, olmek uzere olmali. Yanindan gecip gittim. Juhanes’i cagirdim, tam da bir alman gayinden beklenecek sekilde ciglik atip kacti.Yapacak tek sey kapiyi uzerine kitleyip sabahi beklemekti,oyle yaptim.
Bu sabah -evde bir sorunla karsilasirsaniz:ornegin kirik bir boru, bizi arayin- London Solutions i aradim. Telefonda cok yasli oldugunu tahmin ettigim bir kadin vardi, mutfagimda bir-belki daha cok- fare var dedigimde; “so what?” dedi, yani “noolmus?”
Keirandan ogrendim ki, Londrada evinizde bir fare ailesiyle yasamak cok olagan biseymis.
Kalıcı Bağlantı
3 Yorum
sonunda korkutugum basima geldi sevgili gunluk. dun aksam okuldan eve geldigimde koridorda yabanci biriyle karsilastim! oyle tahmin ettigim gibi ciglik falan atmadim, aksine nutkum tutuldu ve sadece “hi” diyebildim. 30 lu yaslarda bir kadindi. Giris kattaki kitli dolabin icinden cikmisti. Kucaginda bir carsaf yigini, aciklama yapmaya gerek duymadan geldigi yerden geri gitti. Aksi gibi Jemma ve Juhanes gec geleceklerdi, kacip odama saklandim ve duydugum her tikirtida yerimden hopladim. Aksilikler arka arkaya gelir ya hep, orta kat isigini acmaya calisirken birden ampul patladi, bildigin paaat diye, hem koridorun, hem merdivenlerin, hem de banyonun isigi gitti! Sabah kadar cisimi tutmak zorunda kaldim, karanliktan da korkuyorum cunku. Sabah kalktigimda Mark banyonun ampulunu degistirmisti. Cok mutlu oldum.
Mark yeni biri, Ispanyol Pablo memleketine dondu, onun yerine Almanyadan Mark ihrac etti sevgili FK. Boylelikle evde 3 Alman 1 Turk mutlu bir aile olduk.Mutlu derken- bu sabah Jemma mutfakta soylenip duruyordu, oglanlardan biri bunun sutunden almis birazcik, bana siseyi gosteriyor, ben kendime gore aldim, nasil icerler falan diye. Bu kadar onemsiz bi seyi bile sorun ediyorlar, ne garip millet! Ona benim sutumden istedigi kadar alabilecegini soyledim. Cikarken bosalan sut sisesini masanin ustune koyup ustune kocaman harflerle DANKE! yazmis oglanlar gorsun diye. Bence cok kabaca.
Kalıcı Bağlantı
5 Yorum
- Burda hicbir internet kafede,veya okuldaki bilgisayarlarda usb kullanamadigimiz icin cektigim zilyonlarca fotografi buraya koyamiyorum. Ilk firsatta butun postlari editleyecegim.
- Dun aksam ev arkadasim Jemma ile sohbet ettim. Burda cok buyuk 3 katli bir konakta yasiyorum,tarihi binalardan;hani icerden gizli bir kapiyla(bizimki buzdolabi kapagi seklinde) yandaki eve gecilebilen turden. 4 kisiyiz, bos odalar kitli, kilitler beni her zaman urkutmustur. Hani korku filmlerinde siradan bir aile sehir disinda eski harap bir eve tasinir, ve bos odalardan seslser gelir,yahut bodrumdan bir canavar cikar ya,o tarz bir ev bizimki. Oda kapilari her zaman kapali ki bu da hic sevmedigim biseydir, her seferinde eger kapiyi acarsam hosuma gitmeyecek biseyle karsilasacakmisim gibi geliyor; tuhaf ama-garezdeki japon kadinla karsilasacakmisim gibi. Sanirim burda cok fazla japon gordugum icin. Her tik sesine odum patliyor, ciddi ciddi korkuyorum evin icinde. Eger benim kadar tirsak biriyseniz cok fazla korku filmi izlememelisiniz. Dun gece yatmadan once biraz Chuck Palahniuk’un Gunce’sini okudum, aferin bana, artik odamdaki somineye de supheyle bakiyorum. Everything is strange.
Neyse, biz bu evde 4 kisi yasiyoruz su an, 2 kiz,2 erkek. Juhanes ve Jemma alman’ Pablo ise ispanyol. Juhanes ve pablonun odalari en ust katta;jemma ise alt katta;ben de urkutucu orta katta tek basimayim. Benim odam bir zamanlar yemek odasi gibi biseymis sanirim, agir isciligi olan kartonpiyerleri, eski ve tozlu ama sik bir avizesi ve sominesi var cunku. Fakat oda ortasindan ikiye bolunmus; yarisi benim odam, yarisi da kapisi kitli baska bir oda. Odayi kontrplak gibi ince bir duvarla bolmusler;tavanda birlesme yerlerinde bazi bosluklar var ve yan odadaki karanlik gozukuyor ve ben-tabii ki baktikca korkuyorum. Banyo ve mutfagi ortak kullaniyoruz, ayrica bir de dus ve tuvalet var ama kimse kullanmiyor onlari,ben de herhalde bir bildikleri vardir diye dusundum,bozuktur falan, ben de kullanmiyorum. Banyomuz da urkunc;su eski tip ayakli kuvetlerden var, baktikca aklima garzede emlekcinin tikanan lavabodan cikan kadin tarafindan oldurulusu geliyor; pencereyi acinca da aklima hide and seek deki bu pencereyi kim acti-fredy muhabbeti geliyor; herhangi biri icin mukemmel sayilabilecek kucuk bahcemize indigimde de godsend deki magarayi hatirliyorum, anlayacaginiz ben bu evde kor-ku-yo-rum, ustelik burasi tadini cikarmayi becerebilseydim eger, cok cok cok zevkli ve nostaljik bir ev.
Ama dordumuz birlikte evden cikmissak ve cikarken kapinin 2 kilidini de kitlemissek fakat geri dondugumuzde yere sacilmis ve umursamadigimiz mektuplari toparlanip konsolun ustune yerlestirilmis buluyorsak- iste bu urkunc. Cunku bu ev self catering ve temizlikten de biz sorumluyuz. Gelip evle ilgilenmesi gereken bir gorevli yok. Ve allah askina; oda kapilarimiz kitlenmiyor ve herseyimiz icerde, guvende miyiz biz?
- Neyse iste, Jemma ile sohbet ettim. Jemma 19 yasinda, yeni mezun olmus ve biraz is deneyimi kazanmak icin Londrara gelmis. Picadilly hattinda bir yerlerde bir ofiste calisiyor, sekreter sanirim. Eylulde Almanyaya donup universiteye baslayacakmis. Yaklasik,3 saat Turklerden, Almanlardan, Almanyadaki Turklerden, Almanyadaki olanaklarin nasil da azaldigindan, RTE’nin cagdas Turkiye imajini nasil sarstigindan (onlarin gozunde) Avrupa Birligi sorunsalindan ve onumuzdeki hafta gidecegimiz Mary Poppins in biletlerinin ne kadar pahali oldugundan bahsettik. O akadar akici bir sohbet oldu ki ingilizce konustugumu farkettigimde cok sasirdim, cunku benbim Turkiyedeki en buyuk sorunum konusamamakti, Ingilizce herseyi okuyabiliyor,yazabiliyor, anlayabiliyordum fakat konusamiyordum. Jemmanin Ingilizcesi cok iyi, hatirlayamadigim sozcuklerde bana yardimci oldu, kendimi cok rahat hissettim ve konusabildim. Cok mutluydum sonrasinda. Pabloyla da camasir makinasinin durmasini beklerken sohbet etmistik biraz, o da hukuk okuyormus, onla Jemma ile oldugu kadar rahat degildim ama yine de derdimi anlatabilmistim, fakat Juhanes benim icin tam bir felaket. Kesinlikle konuskan biri degil, hatta zar zor selam veriyor, zaten hicbir zaman evde degil, kiz arkadasi Londradaymis. Onunla iletisim kurmakta cok zorlaniyorum, daha dogrusu onun yaninda kendimi rahat hissetmedigim icin kasiliyorum ve cumle kuramiyorum.
Ayni sorun okulda da var. Mesela grammer ve psikoloji siniflarimda-ikisine ayni hoca giriyor- cok rahatim,hem mevcut kalabalik, hem herkes birbiriyle arkladas, hem de Keiran cok sempatik, orda uzun uzun konusabiliyorum. Fakat sosyoloji sinifinda, Alinin ogretme tekniklerinden memnun degilim, sinifta kimse sohbet etmekle falan ilgilenmiyor, kaynasamadik,herkes birbirini suzup duruyor ve ben rahatsiz edici bakislar altinde ingilizce konusamiyorum. Rus bir kiz var, Irana, babasi turkmus, onu seviyorum ama onun da ingilizcesi cok iyi, cok hizli konusuyor ve o kadar cok bilmedigim kelime kullaniyor ki dediklerinin yarisini anlamiyorum. Cok guzel ve sempatik bir kiz. Dil ve tarih okuyormus rusya da.
- Burda yiyecek birsey bulmak cok zor. Herseyin tadi ayni-hicbirseye benzemiyor. Ingilizlerin gercekten damak tadi yok. Avrupa mutfaklarini sunan guzel restoranlar var ama onlar da her gun gitmek icin fazla pahali. Sandvic ve salata yemekten biktim. Bugun ogle yemegi icin Akiko(japon) ve Isabella (brezilyali) ile bir italyan restoranini deneyecegiz. Isabella genelde supermarketlerde satilan sushi cesitlerini ve domuz eti sosislerini deniyormus oglenleri, Akiko buraya gelirken cok para biriktirmis, o yuzden caddede yuruyor ve vitrinini begendigi restorana giriyormus.
Ev arkadaslarim surekli mikrodalga yemekleri yiyorlar, hani turkiyede de var, hazirlanip aluminyum kaplarda paketlenmis, isitip yiyorsunuz. Ben yurttayken yemek zorunda kalirdim ve nefret ederdim.Bir de kore eristeleri var. Uzerine sicak su ekleyip biraz bekliyorsunuz, sonra yiyorsunuz. Bu sekilde beslenemem ben. Ama bir yandan da kilo veririm diye seviniyorum.
-Komur gibi kara bir fransizla tanistim bugun-beni fransiz saniyormus ve international call cardlarla ilgili bisey sormak icin yanima gelmis, direk fransizca konusmaya basladi, ben de dilim dondugunce cevap verdim. Daha sonra sohbete devam etmek istedi, ama fransiz degilim turkum deyince sasirdi ve gitti. Fransizlar Turkleri sevmezler mi?
Bugunluk de bu kadar. Sonra cok uzun diye okumuyorsunuz.
Kalıcı Bağlantı
3 Yorum
kaldigimiz yerden devam ediyoruz.
++beni fransiz sanmaya devam ediyorlar.ara verdigimiz zaman fransiz ogrenciler yanima gelip fransizca biseyler soyluyor. yuzde seksenini anlamiyorum ama anladiklarima dilim dondugunce cevap veriyorum.Turkum deyince cok sasiriyorlar.halbuki ben turke benziyorum!fransiza benzemiyorum bence!
++ogle arasinda waitrose a gittim.grammer sinifindan bi cocukla karsilastik;sepetimdekilere bakip;ne cok yiyorsun dedi;cok utandim.
++Biliyor musunuz;burda marks&spencer migros gibi bisey;sogan;patates satiyor ve gayet ucuz!kiyafet satan ayri bir departmanlari yok sanirim,varsa bile baska magazalari olmali;cunku burda sadece kozmetik urunler ve yiyecek satiliyor.
++Alismakta en cok zorlandigim sey su.Su hem cok pahali;hem de sise sularin tadi ayni bizim musluk sulari gibi.Bugun ozellikle gidip en pahali suyu aldim;ama o da igrenc cikti.
++Klavyelere alisamiyorum.Benim neredeyse butun sifrelerim turkce karakter iceriyor;dolayisiyla msn;mail falan acamiyorum.Bugun kardesim mudahale edecek istanbuldan;degistirecek hepsini.Gerci burda internet kafe bulmak cok zor.Bulsan bile icerde bir suru zenci;dumanalti;girmeye korkuyorsun;sahsen ben korkuyorum biseylerim calinir orda diye.hep de daracik merdivenlerle cikilan yuksek katlardalar;ara sokaklarda.korkunc.Ben su an okuldaki bilgisayar salonundan baglandim;ama burda da bilgisayarlarda msn ya da baska herhangi messenger yuklu degil.
++Burda daha cok japoncam gelisecek gibi.Cunku sinifta 3 tane japon var;2 de ispanyol cocuk;japonlar habire japonca cumle ogretiyor onlara;biz de nasibimizi aliyoruz tabi.Fonetik fena degil de’o alfabe nasi biseydir;nasil ogrenilir;bilemiyorum. Bi de japon aksaniyla ingilizce cok sevimli oluyor.
++Etrafta cok az ingiliz goruyorum.Metroda falan herkes gocmen!ya ingilizler sehir icinde araba kullanmayi tercih ediyor;ya hepsi tatile gitti;ya da gocmenler londrayi ele gecirmis.
++Istihdam inanilmaz!Hersey icin bi adam calistiriyorlar.Mesela Waitrose(migros gibi bisey) da bosalan kasalari gostersin diye adam var.Resmen eliyle gosteriyor kasa bosalinca;buraya gelin diye.Cok gereksiz aslinda. Sokaklarda’daha dogrusu sokak baslarinda turuncu kiyafetli adamlar var;onlar da park yeri gosterip yol tarif ediyor.ben birkac kere kayboldugumda sansimi denedim;ama o gorevlilerin cogu da gocmen;yardimci olacak kadar yol/dil bilmeyebiliyorlar.ayak islerine hep gocmenler bakiyor.temizlik iscileri;kasiyerler vb hep gocmen.
++Ingilterede moda diye bisey yok.Kadinlar igrenc giyiniyor.Bir suru kadin gordum;uzerinde etek ceket’elinde laptop cantasi;ayaginda parmak arasi terlik.Hatta bazilari spor ayakkabi giyior takimlarin altina.Renk-model uysun uymasin hic farketmez.Ornegin siyah etek;beyaz buluz’kirmizi ayakkabi’mavi canta cok normal.Ve bunu ingilizler yapiyor.Gocmenler olsa anlayacagim;fakirliklerine verecegim.
veeee;missmarttle derse gider..
Kalıcı Bağlantı
2 Yorum
Burasi cok guzel!Sansima henuz yagmur yok.Evi okula yurume mesafesinde tutmustuk,fakat ben seviye sinavinda advanced cikinca beni londranin obur ucuna gonderdiler;her gun 3 metro degistiriyorum okula gitmek icin.Bu sabah gec kaldim;telaslaninca kayboldum maryleborn da;epeyce cirpindim bond street e geri donmek icin ama yapamayinca insanlara tesco yu sordum;tesco bildigin kipa bu arada;ordan buldum okulu.Sinifa dgirdigimde Kairan-kendisi sosyoloji ogretmenim olur- sen bu sinifta degilsin;sanirim marttha nin sinifina gitmelisin dedi;marttha yi buldum o da resepsiyona -evet okullarda resepsiyon var- yolladi.anlasildi ki keiran in sinifindayim;geri dondum.ben kapiyi acar acmaz bir kahkaha koptu.keiran sen dun de varmiydin dedi;evet dedim;sac stilin mi farkliydi dedi;meger kahkullerimi birakinca taniyamamis beni.sanirim kahkullerim yuzunden herkes fransiz misin diye soruyor.bazen oui diyorum;sikildim cunku.
devami gelecek;derse iniyorum simdi.
Kalıcı Bağlantı
1 Yorum