izmirdeki 4 yıllık öğrencilik hayatım boyunca hep bir konaklama sorunu yaşadım. özel yurtta kaldım, devlet yurdunda kaldım,okul yurdunda kaldım, anneannemin evinde kaldım,erkek arkadaşımın evinde kaldım,kendi evimde kaldım,hakimevinde bile kaldım ama bir türlü rahat edemedim.kasım ayı itibariyle kira kontratım son buluyor, ve ben iyi düşünerek verilmiş bir kararla yeniden yurda dönüyorum.bu kararı vermekte açıkçası çok zorlandım.zira kimse kolay kolay son sınıfta evini tasfiye edip yurda taşınmaz.ama söz konusu benim yaşam biçimim olunca,kriterler değişiyor haliyle.neden derseniz, annem çalıştığı için bizim evimizde ben kendimi bildim bileli hep bir yardımcımız oldu.evde yalnız kalmaya başlayacak yaşa gelene kadar hep bakıcılarımız vardı, daha sonra da temizlikçilerimiz.ne kardeşim,ne de ben evde hiçbir işimizi kendimiz yapadan büyüdük, yatağımızı bile sabahları başkası toplardı.yardımcıların halletmesine gerek olmayan gündelik işleri de annemle babam paylaşmıştı aralarında, mesela bizim evde bulaşıkları makinaya babam yerleştirir, evde eşşek kadar iki kızı var, ama gene de bize yaptırmaz.Dolayısıyla ben eve çıktığımda, aslında bir evi çekip çevirebileek yeterlilikte değildim. bulaşık yıkamak, yatak toplamak, ütü yapmak gibi kavramlar hayatıma ilk kez girmişti ve benim için gerçek birer külfet idiler.berabre yaşadığımız 7 ay içinde hemen herşeyi deniz halletti diyebilirim.yazık,çamaşırları bile o yıkadı garibim. ama araya ayrılık girip,deniz kendi evine taşındıktan sonra,edayla başbaşa kalınca anladım ki,ben kendi kendime bakamıyormuşum. bu acı gerçekle yüzleştikten sonra kolları sıvadım, basit ev işlerini,toz almanın,mutfak düzeninin,tuvalet-banyo temizliğinin sırlarını yavaş yavaş öğrendim,tabii ki deneme yanılma yoluyla.önceleri banyodaki saçları viledayla toplamaya çalışırdım mesela,sonra baktım yapışıyorlar yere, hiç temizleyemiyorum, önce kuruyken süpürüp sonra viledalamaya başladım,bunun gibi şeyler işte.yemek yapmayı küçük yaştan beri bilirim,çok da iyi yaparım, ama ben mutfaktan çıktıktan sonra mutfak savaş alanına dönerdi.toplamak zor gelirdi, 3 gün kalırdı o bulaşıklar.şimdi bir yandan kullanırken bir yandan yıkamayı öğrendim.çamaşır asmanın inceliklerini,çaydanlıktaki kireci limon tozuyla çıkarmayı,çamaşır makinası bozulursa çamaşırları nasıl çitileyeceğimi,halı fırçalamayı,koltuk silmeyi öğrendim. öğrendim ama, ben annemi hiç bunları yaparken görmedim ki, ben de bnları yapmamak için hukuk fakültesi okuyorum,gelip benim için yapacak birine para ödeyebileyim diye.hiç sevemedim ev idaresini.üstelik, öğrencilikte, evle ilgili hiçbir kararı kendi başınıza alamıyorsunuz ,her konuda ev arkadaşınıza bağlısınız.ben bugün temizlik yapalım derdim, eda çarşamba müsaitim derdi.ben fatura yatıralım derdim,onun parası olmazdı.ben ailemin evideki gibi, düzenli yemek pişirilsin, sofraya beraber oturalım isterdim,eda mutfağı bireysel kullanalım,herkes kendi yemeğini kendi pişirsin,ne zaman isterse o zaman yesin isterdi. zamanla mutfak alışverişi ayrılır oldu, soğan patatesi bile ayrı ayrı almaya başladık, sonra bulaşıklar ayrıldı tabii, kendi bulaşıklarını yıkar,benimkileri özenle kenara ayırırdı,sonra suyu bile ayırdık.ev kirası ve faturalar hariç,hiçbirşeyin ortak olmadığı,tam anlamıyla bir prfesyonel ilişki.hiçbir konuda diğerinin fikrini almak yoktu, bene sormadan eve 50 günlük misafir çağırabiliyordu mesela.anahtarları tanımadığım birine verebiliyordu.birbirimize karışmama olayının o kadar bokunu çıkardık ki, çoğu zaman eda evde mi değil mi, ne zaman gelecek, burdura mı gitti bilmezdim.zaten o da bilmemi istemezdi sanırım. kapıdan girdim mi merhaba yoktu, akşam şöyle bi uğrayıp nasılsın,naaptın bugün yoktu, ingiltereye ne zaman gittim,ne zaman döneceğim,bundan bile haberi yoktu.öyle ilgisizdik yani.o bu şekilde herşeyin bağımsızlaşmasından hoşlanıyordu,bense böyle iki yabancı gibi yaşamaktan nefret ediyordum.salon sadece misafirlere yatak açılan bir odaydı, herkes odasında otururdu akşamları, eda odasında televizyonizler,ben kendi odamda internete falan girerdim. sonuç olarak biz aynı şekilde yaşamıyorduk, alışkanlıklarımız, ev hayatından beklentilerimiz çok farklıydı, ama hala birbirimize ev kirasını ödeyen ikinci kişi gözüyle bakmayı kesmiyorduk.sonra eda durup durken tek kişilik evleri araştırmaya başladı.ben londradayken msnde,”ekin sen bu sene beni düşünme,başının çaresine bak” dedi,aynen u cümlelerle. ben de hiçbişey sormadım haliyle.kendime başka ev arkadaşları,evler buldum,onlarla görüşmeler yaptım,türkiyeye dönünce karar vermek üzere bu işi rafa kaldırdım.geldim ve öğrendim ki,eda denizi aramış, “aslında ekin beni yanlış anladı,ben ayrılalım manasında demedim” falan demiş, tabii ki bunun sebebi de okuldaki bütün ilanları araştırıp,kendine kalacak başka b irini bulamaması, kimse salak değil,anlayabiliyoruz herşeyi.beni de aradı sonra, ben başkasını buldum dedim, hiç beklemiyordu böyle bişeyi tabii ki, gene de, “hele bi izmire gelelim de konuşuruz” diye sözleştik, salağım ya ben, bilirsiniz.izmire gelindi,konuşuldu, şimdiki kiramızdan daha ucuza, çok daha iyi bir yerde, üstelik kaloriferli, hem de içi sıfır bir daire buldum, denizle gezdirdik edayı, gösterdik, “tamam,ben bi düşüneyim” dedi. o düşünedursun, deniz bedava nakliye ayarladı, depozito ödenmesin diye anlaştı, edadan haber bekliyoruz. düşünme işi fazla uzayınca ne düşünüyormuş bi merak ettim,” görüşeceğim 2 kız daha var, onlardan haber bekliyorum” dedi, bu sefer benim gözlerimde şimşekler çaktı.kim kimi kandırıyor yani!biz gidip ev bakmışız,sen hala başkalarını mı arıyorsun! cinlerim tepemde, annemle,sevgilimle,babamla uzun konuşmalar yaptım o gece, sabaha kadar düşündüm, ertesi gün de gidip yurda geri dönüş dilekçemi verdim idareye.şu ev meselesinden öyle soğudum ki, diğer ev arkadaşlarını düşünmedim bile.geldim yurduma, paşa paşa odama yerleştim.bu sayede haftalardır yüzümden eksilmeyen sivilcelerim 2 günde yok oldu, yeniden kilo aldım, saçlarımın dökülmesi durdu, denize daha az fırça atar oldum. sanırım bu yazı fazla uzadı,daha sonra devam etmek üzere burada kesiyorum.
yakında, yurt maceralarımla, görüşmek üzere.