Sosyal mesaj:

Ekim 28, 2007 at 12:31 pm (sosyal mesaj)

Ne güzel olmuş di mi şablonum?Beceriksizin teki olduğum için kendi şablonlarımı yükleyemiyorum, o yüzden blogger ne verdiyse artık.Bu Thisaway isimli şablon, renkleriyle falan da oynamadım, nasılsa öyle.Hem fotoğrafımla da uyumlu bi renk.Sevdim ben.Kahverengi,krem en sevdiğim renkler biliyor musun okuyucu?Kışın tabi.Giyinmek manasında.Git bak dolabıma, bütün kışlık kıyafetlerim siyah,kahve,krem.Kışın renkli giyinmeyi sevmiyorum.Kışın gösterişsiz kıyafetler giymeyi,ama incik boncuk takmayı,her gün makyaj yapmayı,saçımı başımı taramayı seviyorum, yazınsa tam tersi, cıvıl cıvıl giyineyim,sarı,yeşil,mor, suratıma bi nemlendirici sürüp saçımı at kuyruğu yapayım, öyle garip bi insanım ben, kışın topuklu ayakkabı giyer,yazın bisiklete binerim.
Şimdi düşündüm de, benim kızım olsa 20 yaşına kadar siyah giymesini yasaklardım.Küçük Kadınlar’ı okuyanlar bilir, orda bi tek Margaret siyah giyebiliyordu, çünkü 20 yaşındaydı.Jo gri gözlerine uygun diye siyah giymek isterdi ama annesi izin vermezdi.Bence de hepimiz sarı,turuncu,mor,kırmızı falan giyinmeliyiz.Üniversitelerde siyah, kahverengi,gri,bütün içi geçmiş renkler yasaklanmalı.Kadın gibi gitmemeliyiz okula.Ben daha 19umun baharındayım ayol,o ne öyle,her gün topuklu, boya fıçısına batm9ış çıkmış gibi.Kızdım kendi kendime şimdi.İlk işim mango outlete gidip kendime kimsenin dokunmadığı raflardan gökkuşağı gibi dolap düzmek olsun.Param olunca.Bak gerizekalı ev sahibi depozitomun üstüne yapmasa gidip kendime saçma sapan giysiler alabilirdim.Seneye cüppe giyicem zaten, ay bu benim turuncu giymek için son senem!Cüppenin altına converse, giyen marjinal avukatımız çok tabii, ama bence çok absürd.Avukatlar avukat gibi giyinmelidir.Öğretmenler öğretmen gibi.Genç kızlar anneleri gibi giyinmemelidir.Anneler kızlarının başının etini yemelidir.Onları daha 15 yaşında kuaföre, maniküre falan alıştırmamalıdır.Genç kızlarımız zengin koca bulmayı bir geçim kaynağı olarak görmemelidir.Herkes okumalıdır.Herkes turuncu,mor giymelidir.Kimse sıfır beden olmamalıdır.Silikonlu sutyen takmamalıdır.Sinüzit ameliyatı olucam diyip burun estetiği yaptırmamalıdır.Böyle saçmalıkların bütün müsebbibi kızını dövmeyip dizini döven annelerdir.Nokta.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

Bilinç akışı

Ekim 20, 2007 at 11:27 am (sevgili gunluk, yurt maceraları)

Gittim Kipadan 40 saat kettle seçtim.Özelliklerini sordum, fiyatlarını karşılaştırdım,elime aldım inceledim, sağını solunu kurcaladım falan.(Gören de bilinçli tüketici sanacak.) Tee balçovadan Bucaya, aman düşmesin kırılmasın diye kucaklayarak getirdim. Odaya girdim, tam “ketıl aldıııımmm” diye sevinç nidaları atacağım ki, ne göreyim, 2 kettle daha! Herkesin kettle alası tutmuş meğerse.Sinir oldum. Tefal diye Zeynebin kettleında karar kıldık.Benimkini seyahat ütüsüyle değiştrimeyi deneyeceğim, ya da birine yeni ev hediyesi gidecek, ıyk ne gıcık durum.

Kübra’nın gelinliği de, duvağı da, kocası da ne iğrenç öyle.

Yarın referandum var, ne oylayacağınızı biliyor musunuz?

Neden bana Google dan abuk subuk aramalar yaparak ziyaretçiler gelmiyor?Çok özeniyorum vallahi, “angelina Jolienin msnini aratmış,bana gelmiş,ahahhaa” falan yazıyorsunuz.Bana bi tek “hatırla sevgili” ile geliyorlar, o yazıyı da fi tarihinde yazmışım.

Daha fazla fransızca öğrenmek istemiyorum.Gerçekten.Senelerdir salak dil kurslarına para ödemekten bıktım.Öğretemiyorsunuz kardeşim! Hiç Fransız Kültür bitirip şakır şakır fransızca konuşan duymadım.Bak 5.kur olduk, daha adımı zor söylüyorum.Vallahi ayıp.

Artık bi evim yok.Bütün eşyaları boşalttım, cumartesi günü de sözleşmeyi feshedeceğiz,bu kötü haber.Artık bi ev arkadaşım yok, bu da iyi haber.

Fername geliyormuş salı günü, kimse benle gelmiyor.ben de yalnız giderim,hıh,çok lazımdınız.(tiyatro mu?hayatta gelmem diyen bir sevgiliye sahibim.sanırım kendisini azad etmeyi ciddi ciddi düşünmem lazım.yok yani boş işlerle uğraşıyorum, ayak bağı oluyorum beyefendiye.o otursun, pdö hazırlasın.)

zaten alese gircem,sinirim bozuk.türkçeleri bile çözemiyorum.

bir bilinç bu kadar mı akar..Kafamı toparlayınca görüşmek üzere!

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

mim.

Ekim 11, 2007 at 9:02 am (blog dunyasi)

eysean beni mimlemiş.

“nelere deliriyor”muşum…
ah,bu liste öylesine uzayıp gidebilir ki…

toplu taşıma vakalarından, ve düğünlere bakış açımdan daha önce bahsetmiştim.

belediyenin sağı solu “aciliyet” sebebiyle kazmasından, sonra o meselenin “aciliyetini” kaybedip o çukurların aylarca yatmasından,bucanın her tarafının bu yüzden toz toprak olmasından, evden heykele kadar yürümeye kalksam faranjit olma tehlikesinden,

her yıl harç öderken öğrenci işlerine “zorunlu bağış” yapmaktan,

Sokak kedi/köpeklerine eziyet eden piç kurularından ve veletlerini terbiye etmek yerine bana çemkiren analarından,

kapıcımızın çöpümüzü almamasından,aidat borcumuzu bildirmemesinden,ne zaman çağırsak gelmemesinden,

yurtta yapılan ” asiye tarım, asiye tarım, telefonunuz var” içerikli anonslardan,

mybloglogu açamamamdan(yahoo olmuş,benim üyeliğim hotmail ile idi) ve benzer her durumdan,

statcounterın istatistiklerimi saymaktan sebepsiz yere vazgeçmesinden,

“tayyippp bugün bunu yaptı” içerikli haberler görmekten,

hiçbir özel günü hatırlayamamaktan ve her seferinde doğum gününü unuttuğum kişini sitem etmesinden,

15 dakika geçince dersin düşmemesinden,40 dakka geciken hocanın boşalan sınıfa rağmen ders yapmasından, aynı hocanın diğer derslerinde geç gelen öğrenciyi sınıfa almamasından,

kendini formula pilotu sanan minübüs şoförlerinden,

düğmeye bastığım halde otobüs şoförünün durakta durmamasından,

nefret ediyorum ve her seferinde deliriyorum.

ben de hmf‘yi, ayse‘yi, jelatin ‘i ve eda suner’i mimliyorum o halde.

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

mutsuzluk.

Ekim 8, 2007 at 9:50 pm (sevgili gunluk)

son kaçıp gittiğim yerden daha yeni dönüp gelmişken,nedir bu.

bazı şeyleri aşmak benim için zor, kimseye bişey öğretemeyeceğim gerçeği mesela,insanların değişmeyeceği-hele benim için, hiç.

parmağınız kangren olsa,kesip atarsınız değil mi?

püfff,klişe.

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

çok dertliyim/içimi dökme yazısı.upuzuuuuuun haliyle.

Ekim 3, 2007 at 8:41 am (ailem, nasil bu hale dustum?, sevgili gunluk, sevgulut)

izmirdeki 4 yıllık öğrencilik hayatım boyunca hep bir konaklama sorunu yaşadım. özel yurtta kaldım, devlet yurdunda kaldım,okul yurdunda kaldım, anneannemin evinde kaldım,erkek arkadaşımın evinde kaldım,kendi evimde kaldım,hakimevinde bile kaldım ama bir türlü rahat edemedim.kasım ayı itibariyle kira kontratım son buluyor, ve ben iyi düşünerek verilmiş bir kararla yeniden yurda dönüyorum.bu kararı vermekte açıkçası çok zorlandım.zira kimse kolay kolay son sınıfta evini tasfiye edip yurda taşınmaz.ama söz konusu benim yaşam biçimim olunca,kriterler değişiyor haliyle.neden derseniz, annem çalıştığı için bizim evimizde ben kendimi bildim bileli hep bir yardımcımız oldu.evde yalnız kalmaya başlayacak yaşa gelene kadar hep bakıcılarımız vardı, daha sonra da temizlikçilerimiz.ne kardeşim,ne de ben evde hiçbir işimizi kendimiz yapadan büyüdük, yatağımızı bile sabahları başkası toplardı.yardımcıların halletmesine gerek olmayan gündelik işleri de annemle babam paylaşmıştı aralarında, mesela bizim evde bulaşıkları makinaya babam yerleştirir, evde eşşek kadar iki kızı var, ama gene de bize yaptırmaz.Dolayısıyla ben eve çıktığımda, aslında bir evi çekip çevirebileek yeterlilikte değildim. bulaşık yıkamak, yatak toplamak, ütü yapmak gibi kavramlar hayatıma ilk kez girmişti ve benim için gerçek birer külfet idiler.berabre yaşadığımız 7 ay içinde hemen herşeyi deniz halletti diyebilirim.yazık,çamaşırları bile o yıkadı garibim. ama araya ayrılık girip,deniz kendi evine taşındıktan sonra,edayla başbaşa kalınca anladım ki,ben kendi kendime bakamıyormuşum. bu acı gerçekle yüzleştikten sonra kolları sıvadım, basit ev işlerini,toz almanın,mutfak düzeninin,tuvalet-banyo temizliğinin sırlarını yavaş yavaş öğrendim,tabii ki deneme yanılma yoluyla.önceleri banyodaki saçları viledayla toplamaya çalışırdım mesela,sonra baktım yapışıyorlar yere, hiç temizleyemiyorum, önce kuruyken süpürüp sonra viledalamaya başladım,bunun gibi şeyler işte.yemek yapmayı küçük yaştan beri bilirim,çok da iyi yaparım, ama ben mutfaktan çıktıktan sonra mutfak savaş alanına dönerdi.toplamak zor gelirdi, 3 gün kalırdı o bulaşıklar.şimdi bir yandan kullanırken bir yandan yıkamayı öğrendim.çamaşır asmanın inceliklerini,çaydanlıktaki kireci limon tozuyla çıkarmayı,çamaşır makinası bozulursa çamaşırları nasıl çitileyeceğimi,halı fırçalamayı,koltuk silmeyi öğrendim. öğrendim ama, ben annemi hiç bunları yaparken görmedim ki, ben de bnları yapmamak için hukuk fakültesi okuyorum,gelip benim için yapacak birine para ödeyebileyim diye.hiç sevemedim ev idaresini.üstelik, öğrencilikte, evle ilgili hiçbir kararı kendi başınıza alamıyorsunuz ,her konuda ev arkadaşınıza bağlısınız.ben bugün temizlik yapalım derdim, eda çarşamba müsaitim derdi.ben fatura yatıralım derdim,onun parası olmazdı.ben ailemin evideki gibi, düzenli yemek pişirilsin, sofraya beraber oturalım isterdim,eda mutfağı bireysel kullanalım,herkes kendi yemeğini kendi pişirsin,ne zaman isterse o zaman yesin isterdi. zamanla mutfak alışverişi ayrılır oldu, soğan patatesi bile ayrı ayrı almaya başladık, sonra bulaşıklar ayrıldı tabii, kendi bulaşıklarını yıkar,benimkileri özenle kenara ayırırdı,sonra suyu bile ayırdık.ev kirası ve faturalar hariç,hiçbirşeyin ortak olmadığı,tam anlamıyla bir prfesyonel ilişki.hiçbir konuda diğerinin fikrini almak yoktu, bene sormadan eve 50 günlük misafir çağırabiliyordu mesela.anahtarları tanımadığım birine verebiliyordu.birbirimize karışmama olayının o kadar bokunu çıkardık ki, çoğu zaman eda evde mi değil mi, ne zaman gelecek, burdura mı gitti bilmezdim.zaten o da bilmemi istemezdi sanırım. kapıdan girdim mi merhaba yoktu, akşam şöyle bi uğrayıp nasılsın,naaptın bugün yoktu, ingiltereye ne zaman gittim,ne zaman döneceğim,bundan bile haberi yoktu.öyle ilgisizdik yani.o bu şekilde herşeyin bağımsızlaşmasından hoşlanıyordu,bense böyle iki yabancı gibi yaşamaktan nefret ediyordum.salon sadece misafirlere yatak açılan bir odaydı, herkes odasında otururdu akşamları, eda odasında televizyonizler,ben kendi odamda internete falan girerdim. sonuç olarak biz aynı şekilde yaşamıyorduk, alışkanlıklarımız, ev hayatından beklentilerimiz çok farklıydı, ama hala birbirimize ev kirasını ödeyen ikinci kişi gözüyle bakmayı kesmiyorduk.sonra eda durup durken tek kişilik evleri araştırmaya başladı.ben londradayken msnde,”ekin sen bu sene beni düşünme,başının çaresine bak” dedi,aynen u cümlelerle. ben de hiçbişey sormadım haliyle.kendime başka ev arkadaşları,evler buldum,onlarla görüşmeler yaptım,türkiyeye dönünce karar vermek üzere bu işi rafa kaldırdım.geldim ve öğrendim ki,eda denizi aramış, “aslında ekin beni yanlış anladı,ben ayrılalım manasında demedim” falan demiş, tabii ki bunun sebebi de okuldaki bütün ilanları araştırıp,kendine kalacak başka b irini bulamaması, kimse salak değil,anlayabiliyoruz herşeyi.beni de aradı sonra, ben başkasını buldum dedim, hiç beklemiyordu böyle bişeyi tabii ki, gene de, “hele bi izmire gelelim de konuşuruz” diye sözleştik, salağım ya ben, bilirsiniz.izmire gelindi,konuşuldu, şimdiki kiramızdan daha ucuza, çok daha iyi bir yerde, üstelik kaloriferli, hem de içi sıfır bir daire buldum, denizle gezdirdik edayı, gösterdik, “tamam,ben bi düşüneyim” dedi. o düşünedursun, deniz bedava nakliye ayarladı, depozito ödenmesin diye anlaştı, edadan haber bekliyoruz. düşünme işi fazla uzayınca ne düşünüyormuş bi merak ettim,” görüşeceğim 2 kız daha var, onlardan haber bekliyorum” dedi, bu sefer benim gözlerimde şimşekler çaktı.kim kimi kandırıyor yani!biz gidip ev bakmışız,sen hala başkalarını mı arıyorsun! cinlerim tepemde, annemle,sevgilimle,babamla uzun konuşmalar yaptım o gece, sabaha kadar düşündüm, ertesi gün de gidip yurda geri dönüş dilekçemi verdim idareye.şu ev meselesinden öyle soğudum ki, diğer ev arkadaşlarını düşünmedim bile.geldim yurduma, paşa paşa odama yerleştim.bu sayede haftalardır yüzümden eksilmeyen sivilcelerim 2 günde yok oldu, yeniden kilo aldım, saçlarımın dökülmesi durdu, denize daha az fırça atar oldum. sanırım bu yazı fazla uzadı,daha sonra devam etmek üzere burada kesiyorum.

yakında, yurt maceralarımla, görüşmek üzere.

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

dikkat:gıcıklığım üstümde olabilir.

Ekim 2, 2007 at 10:25 am (sevgili gunluk, sevgulut)

Efendim, ben düğünlerden nefret ederim.
Benim düğünüm olsun istemem. Şöyle 20-30 kişilik, şık bir kokteylim olsun isterim. Mümkünse hiçbir akrabam gelmesin, sadece patronumu, yakın arkadaşlarımı falan çağırayım. Elimi sıkarak kutlasınlar, şap şup öpmesinler. Altın maltın da takmasınlar. Zaten kokteyl yarım saattten fazla sürmesin. Şık beyaz eldivenli garsonlar beyaz şarap dağıtsınlar (şampanya sevmem.), herkese bu mutlu günümüzde yanımızda oldukları için teşekkür edelim, defolsunlar.
Ben düğünlerden nefret ederim. Şiman teyzelerin göbeklerini hoplata hoplata halay çektiklerini, bıyıklı amcaların kasap havası oynarken terleyen koltuk altlarını falan hayal ettikçe midem kalkar. Ben kabuslarımda babamın belime kırmızı kuşak bağladığını görürüm. Bana altın takmaya çalışan ev kadınları üstüme üstüme gelir. Koşturup duran embesil akraba çocukları kirli elleriyle pastamı parmaklar. Sırf bu yüzden en büyük hayalim kocaya kaçmaktır. İşi oldu bittiye getirmek isterim. Ufak bi tatil yapıcaz ayağına uzaaaak bir yere kaçıp “anne, ben şu an evleniyorum bilio musun ehuhehe” diye telefon etmek isterim.
Ben düğün fotoğraflarından da nefret ederim. Hep gelin yüksekçe bir yerdedir, damat aşağıdan mal mal bakar. Dikkat edin, bütün düğün fotoğraflarında damadın suratında aynı salak ifadeyi göreceksiniz. Fotoğrafçı gelinliğin modelini göstermek için geline abuk subuk pozlar verdirir, arkasını döndürüp boynunu kırarcasına objektife çevirir mesela. Ya da gelin hanım ayakkabılarına çok para harcamıştır, uzun bacaklı bir sandalyeye oturur, bacak bacak üstüne atar.Ellerini de dizinde kavuşturur, ya da hemen yanında dikilen kocasına tutturur. Damadın suratına itinayla “ben bu kadına tapıyorum, allahım,ne kadar güzel” ifadesi yerleştirilir, gelinde ise daha çok bir zafer havası vardır, “30uma gelmeden kelek kocayı kaptım,haha” gibi. Bi de fotoğrafçı geline nasıl bir gaz vermişse artık, fotomodel gibi hissetmiş kendini, dudaklar hafif aralık, gözler kısık, bir bacak önde, şuh, ama şişko bir gelin adayı, ve ona melül melül bakan poz vermekten yüz kasları seğirmiş koca!
En çok gelinliklerden nefret ederim. 1.55 gelin kasnakla etekleri balon gibi açılmış kabarık gelinlik giyer. Ya da koca memeli başka bi tanesi straplez diye tutturur. Kıllı kollarını kapatmak için yaz düğününde dirseklere kadar beyaz eldiven giyen gelinler vardır. Her tarafından teller, tüller, boncuklar fışkıran rahatsız beyaz elbise! Hele o duvak!! O aptal ritüel !! İmza atılır, damat herkes gelinin yüzünü görsün diye duvağı açar, gelini alnından öper.
* Deniz,beni herhangi birinin önünde alnımdan öpersen seni boşarım,bilmiş ol. Belime kırmızı kuşak bağlamaya çalışan olursa kendi düğünümden kaçarım. Zaten düğün müğün çekemem, nikah kıyarır, mürüvvetimizi görmek isteyen gelir, bi de pasta keseriz bahçede. Sade, elbisemsi bir gelinlik giyerim,duvak muvak takmam. Hiçbir yerime kına yaktırmam. Gelin arabası falan da süsletmem. Davul&zurna ikilisini gözüm görmesin. Düğün bütçesini bana kocaman pırlanta bir alyans almak için kullanabilirsin.sevgiler,sevgilin.

Kalıcı Bağlantı 7 Yorum