mim.

Eylül 29, 2007 at 10:49 am (blog dunyasi, fotograflarim)

goddessartemis beni mimlemiş.benim için mutluluğun fotoğrafı ruh halime bağlı olarak değişebilmekle beraber, yeni kavuşma dolayısıyle şu aralar budur.Buluşma mekanı olarak istisnasız restorantları seçen bir çift olduğumuz için, Deniz ailemle tanışmaya İstanbula geldiğinde Eminönü Hamdi’de çekilen bu fotoğrafı uygun buldum.

Mutluluk bana sadece aşkı ifade etmiyor tabii ki, babamın İpekle çekilen bu fotoğrafında da mutluluğu görürüm hep:

bir üçüncüsü de arkadaşlarımla geçirdiğim zaman tabii ki, bu fotoğraf eskilerden, taa yurtta aynı odayı paylaştığımız günlerden kalma;

ben de birilerini mimleyeceğim de, önce bloglara göz gezdirip ben yokken neler yapmışsınız bi bakmam lazım.

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış

Toplu tırlatma ve işkence fikirlerim

Eylül 15, 2007 at 11:25 pm (memleket meseleleri, sevgili gunluk)

Zaman zaman metroda, otobüslerde, kulaklıklarını takmış müzik dinleyen insanlar görürüm. Zaman zamansa, kulaklıklarını takmış, bütün metroya/otobüse müzik dinleten geri zekalılar görürüm. Öyle zamanlarda, o kulaklıkları alıp burun deliklerine sokmamk, kafalarından tutup kapı önündeki demirlere küt küt vurmak, “bi daha yapacak mısın huleeeyyyynn” diye bağırmak isterim.

Efendim, ben asabi bir insanım. Otobüste, ya da metroda, kendisinden kaçamayacağım mesafedeki bir insanın, şap şup sakız çiğnemesine hiç dayanamam. Gözlerimden ateş fışkırır, saçlarım dimdik olur, duymamak için kulaklıklarımı takarım. O sakızın saçına yapışması için bütün kalbimle dua eder, kurtulmak için tek yolun kafasını kazıtması olduğunu düşlerim. Bazen kulaklıklarım yetmez. O zaman içimden “lalalalalala” diye mırıldanır, işkencenin dozunu artırırım, o salağın boynundan bir iple otobüsün çamurluklarına bağlı olduğunu, yanağı asfalta sürte sürte peşimizden geldiğini falan hayal ederim. Daha da olmazsa dik dik bakarım. En olmadı, “kapasana şu ağzını” diye gürlerim.

Bundan da kötüsü vardır. Otobüste,metroda, duraklarda, kucak kucağa oturup öpüşen çiftler! Odudakların birbirine uzandığını gördüğüm an süpermen olup uçmak isterim, kan beynime sıçrar, kocaman paslı bir makasla onları kestiğimi, “nihahahaha” diye güldüğümü hayal ederim. Hele ki o beyinsiz çift, bir de şapuır şupur öpücük sesi çıkartıyorsa, kafalarından tutup birbirine vurduğumu, kızı saçından, oğlanı kulaklarından tavana astığımı, bu haldeyken etlerine iğneler sapladığımı düşlerim. Bu kan dolu sahneler bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçer. O öpücük seslerine dayanamayıp otobüsten indiğim çok olmuştur.

Ben otobüs şöförü olsam böyle embesilleri arabamdan atarım.

Ayrıca sokakta yere tükürenlerin, öğüre öğüre balgam atanların, gelen geçenin yüzüne geğirenlerin kafasına balyozla vurduğumu, ayak parmaklarını tek tek kerpetenle kırdığımı hayal ederim. Fortçular içinse baltayı layık gördüm. Neresini keseceğimi siz anladınız. Ayrıyeten çırılçıplak halka teşhir eder, boynunda tabelayla ikiçeşmelikten aşağı koştururum, evet, fena fikir değil.

*Bu sene sonunda mezun olup muhtemelen hakim olacağımı hatırlatmayı bir borç bilirim. Takdir yetkimi sonuna kadar kullanacağıma emin olabilirsiniz.Nihohahahaha!

Kalıcı Bağlantı 13 Yorum

hindistancevizi

Eylül 12, 2007 at 7:59 pm (fotograflarim, londra, yedim/ictim)

26-27 ağustosta Notting Hill Karnaval vardı. Bu karnavalı Londrada yaşayan etnik gruplar düzenliyor, özellikle Karayipliler, çünkü Notting Hill bölgesinde daha çok onlar oturuyor. Ben karnavaldan çok fazla hoşlanmadım, bence çok gürültülü, çok kalabalıktı. Daha çok yemekleri test etme aşaması beni cezbetti. Hint mutfağına zaten bayılıyorum, körili şehriyeli avokadolu ilginç bir tavuk yedim, (avokado ingilterede meyve değil.salatalara, sandviçlere falan konuyor), bi de bu fotoğraftaki hindistancevizini içtim. Daha önce hiç denememiştim, çünkü ben hindistancevizi aromasından nefret ederim, hindistancevizi aromalı şampuanların falan kokusunu aldım mı deliririm, iğrenç bi koku bence. Ama Karayipli bi adam elinde pala gibi bişeyle hindistan cevizinin tepesini kesiyor, su fışkırınca da pipeti batırıveriyordu,çok hoşuma gitti, deneyeyim dedim. Bence hindistancevizi o aromaların hiçbirine benzemiyor. Kokmuyor da ayrıca. Daha çok fındık yedikten sonra ağzımızda kalan tada benzettim ben. Ha sevmedim hindistancevizini, yarısında attım, o ayrı. Bu da böyle bir anımdı.

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

Veruş

Eylül 12, 2007 at 7:33 pm (londra, sevgili gunluk)

Bir sabah masanın ustunde bu noyu buldum.Fotografını cektigimi, atmayıp sakladıgımı görünce şok oldu Veronica. “Bu kadar sevinecegini bilsem her gun yazardım” dedi.
Ben sağda solda notlar bırakmak, bayramda seyranda kart yollamak, mektup yazmak, pul yalamak gibi eylemleri çok romantik bulurum, yaparım da, ama ne ailem, ne arkadaşlarım, ne de sevgilim anlar böyle şeylerden, notlarımı çöpte, kartlarımı şifonyerin ustunde bulurum, mektup zarflarım da karalama kağıdı olur çoğu zaman. Bu çok içtenlikle yazılmış bir kart, bir gece önce başım ağrıyordu, Veronika benden önce evden çıktığı için böyle soruyor halimi hatrımı.


öptüm veruş. seviyorum seni.

Kalıcı Bağlantı 5 Yorum

Ceyo terlik ve paranoya sarmalı

Eylül 12, 2007 at 6:08 pm (ailem, fotograflarim, sevgili gunluk)

Benim hiç guzel terliğim olmadı.Ben asla begendiğim terliği alamadım.Hep daha çirkin, daha pahalı, ama ortopedik olanı almak zorunda bırakıldım.
Hayatımın terliğini gördüğümde 6 yaşındaydım.Ankara belediyesinin yüzme kursuna başlayacaktım.Mayo ve terlik almak için ailecek Beğendik’e gitmiştik.Kırmızı, üzeri yılbaşı çamı gibi süslü, yurudukçe sallanan iki küçük çanı bulunan,tahta tabanlı,tokyo misali sevimli bir terlikçik. Çok da pahalı olmadığını hatırlıyorum.”aaaa” diye inleyivermiştim görür görmez,cama yapışmıştım, ama annem görmezden gelip ceyo vitrininin önüne çekiştirmişti beni.Çünkü tahta taban su çeker,mantar yapardı,o ne öyle semsert,ayaklarım agrırdı, zaten onla havuz kıyısında kayar, düşerdim. Onun yerine bana şunu aldı. İlk çocukluk travmamı orada yaşamıştım. Düşünün, siz çok şık, sevimli bir çift kırmızı terlik beğeniyorsunuz, ama anneniz size bu bok rengi tuvalet terliklerini alıyor! Hangi çocuk bunlarla insan içine çıkmak ister ki! Allahtan ben o yüzme kursuna hiç gitmedim ve yaz gelmeden ayaklarım büyüdü.O aptal terlikler de kardeşime kaldı. Çocukcağız bugün anaokuluna dair hiçbirşey hatırlamıyorsa, hep bu ceyo terliklerin yarattığı travma yüzünden.
Sonra cubuklu terlikler moda oldu.Hani ince ince bantlar vardı üzerinde, hatırlarsınız.Komşu kızı Elvanda beyaz bir çift vardı, aşık oldum, nerden aldığı öğrenildi hemen, anneye sipariş verildi. Bütün gün heyecanla bekledim. Akşam annem eve elinde bir terlik kutusuyla döndü. Açıkçası ceyo torbasını görünce kıllanmadım değil, ama son ana kadar umudumu kaybetmedim. Kutudan bu çıktı. Ben orda ne biçim hüsrana ugramışım, fonda “allahım kör et beni” çalıyor, annemse bana terliğin meziyetlerini övüyor. Aman efendim nasıl da rahatmış, çok sağlıklıymış, tabanı yumuşacıkmış, üstü deriymiş,bilmemne..Ben bütün gün heyecanla çubuklu terlik beklemişim,kutudan bunlar çıkmış,sen daha ne anlatıyosun be kadın! Tamam, ortopedik olabilirler, ama iğrençler!
Sonra parmak arası terlikler moda oldu.Önce birkaç sezon annemi parmak arası terlikle yuruyebileceğime, hayır ayağımdan fırlayıp gitmeyeceklerine, hayır üstlerinin kopmayacağına, yahu tabii ki rahat edebileceğime ikna etmekle uğraştım. Hey girl den alacağım terliği de beğenmiştim, çiçek desenli, pembeli turunculu bir quicksilverdı.Annemle alışverişe gittik, ama Allah kahretsin, annem ceyoya kitlenmişti bi kere,benim beğendiklerimi şöyle bir elleyip “sünger taban bunlar, 2 giyişte erir, zaten ıslak zeminde kayar, taşlıklı yolda da yürüyemezsin” dedi. Yine Allah kahretsin, bulabildiğimiz butun parmak arası terlikler sünger tabanlıydı. Sonunda annem aradığını gene ceyoda buldu.Ben eve iğrenç,kahve üzerine kırmızı desenli, kauçuk tabanlı,ortopedik, sağlıklı terliklerle döndüm.Aslında kabahat bende. Sen gördün o iğrenç terlikleri, “tamam vazgeçtim, almıyorum terlik merlik ” desene.Terliksiz kal daha iyi zaten.Bir de annem hep bi numara büyük alırdı seneye de giyerim diye.Ayağımda kocaman, iğrenç babaanne terlikleri. Lise sona kadar sevgili bulamadığıma şaşmamalı.Kendine güven mi kalıyor insanda!

neyse çok uzatmayayım, benim hiç güzel terliğim olmadı. Londraya gelmeden önce Claire’s de indirim vardı, bu terlikleri beğendim.”ama bunlar sünger taban yaa, ya ustu koparsa, bi giyişte erirse, yururken düşersem” diye kırk saat düşünürken, deniz “ööööfff, amma düşündün ” dedi, aliverdi bu terlikleri.Hayatımda ilk defa zevkime göre terliğim oldu.Öyle işte. Fotoğraf ST.james!s Park’dan. Ayaklarımı uzatmış yatarken konser dinlediğimi fotoğraflamaya çalışıyorum.Sanat eseri sayılmaz ama, idare ediverin.

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

Green Parkda huzur buldum.

Eylül 11, 2007 at 12:49 am (fotograflarim, londra)

Simdi sekerim, burda en guzel sey ne biliyomusun, Royal Parklar. Benim favorim ST.James’s Park, ama bu fotograflar Green park’da cekildi. Benim burda gunesli gun aktivitem genellikle Green Park -Buckhingam Palace uzerinden Hyde park yuruyusu- Marble Arch Gate seklindedir. Evde sandviclerimi yapar, meyve suyumu evian siseme doldurur, gunes kremimi surer, bikinimi giyerim. Londra boyle bi yer, cibil cibil gezersiniz de kimse donup bakmaz.

Kalıcı Bağlantı 6 Yorum

The Bank of Babaanne

Eylül 10, 2007 at 10:23 pm (ailem)

Efendıme soyleyeyım, benım babaanne bursum var.
berna(83)>merve(84)>ece(85)>ekın(87)>ezgı(90)>cagan(91)>elıf(91)

Soyle kı, bır zamanlar, buyuk kuzen Berna Ossye hazırlanıyordu.Sekıl 1(A) da gorebılecegınız gıbı,pespese unıversıteye gıdecek torunları ıcın her gun okuyup ufleyen babaannem, 5 vakıt namazını kılarken bırer rekat da bızlerın selametı ıcın eklemekteydı.Bızı gaza getırmek ıcın dahıyane bır cozum buldu babaannem, butun torunlarının huzurunda, “her kım kı bı unıversıteye kapagı atsın,ayda 20 mılyon burs alacaktır” buyurdu. O zamanlar benım haftalıgım 7 mılyondu, yanı 20 mılyon coook ıyı paraydı. Osene berna cok calıstı, kazandı, bursunu almaya basladı. 4 sene sonra Ece,Merve ve bendenız unıversıtelı olduk.Ha dersenız kı,bu burs enflasyondan hıc etkılenmedı mı? Tabıı kı hayır.1′ı yukseklısans 4 torununa burs baglayan, ayrıca her bayram, dogumgunu, ve bılumum ozel sebepte ceyrek altın takmayı huy edınmıs bı babaanneden daha fazlası beklenemezdı.(londra ıcın ekstra bır tam kaptım bu sene.) Gercı o altınların hıc bırı bana yar olmamıstır, hepsı annem tarafından ya bır sunnet cocuguna, ya da yenı dogmus bır bebege ıgnelenmıs, ya da bır hanımlar gununu onurlandırmıstır.Ama 20 ytl lerım amcam elıyle her ay anneme ulasmakta, ben Istanbula tesrıf ettıkce de toplu olarak benım elıme gecmektedır. Tam da Nıp/Tuck 3. sezon dvdsı cıkmısken ya da Pasabahcede el yapımı kadeh ve karaflar begenmısken elınıze fazladan 100 ytl gecmesı muhtesem bıseydır.Boylelıkle bu blogda babaanneme bıle yer verdıkten sonra, ne kadar sacmalayabılecegımı test etmek uzere kareoke(arastırıp dogrusunu bulamayacak kadar tembelım) yapmaya gıdıyorum. Esen kalın.

Kalıcı Bağlantı 2 Yorum

romantik bir masal

Eylül 3, 2007 at 1:42 pm (ailem, sevgulut)

Kucuk Metin Artvinin ilcesi Ardanucta yasamaktadir.Alti yasindadir, her gun ogretmen babasiyla ogretmenler kahvesine gider.Ogretmenler kahvesinin bir rutini vardir, her aksam Kaymakam gelir, o kapidan iceri girdiginde butun ogretmenler ayaga kalkar, ceketlerini iliklerler. Kucuk Metin’in gozunde Kaymakam devlet gibidir, ondan buyugu yoktur, buyuyunce kaymakam olmaya karar verir. Gunlerden bir gun, kahvede yabanci bir adam gorurler. Adam hickimseye selam vermeden sobanin basina gecip oturmus, sigarasini yakmistir. Kucuk Metin dikkatle adami suzmektedir. Gene saat gelir, Kaymakam kapidan girer, herkes ayaga kalkar. Bir kisi haric, sobanin basindaki yabanci. Tum gozler ona cevrilir, Kaymakam kipkirmizi olmustur, adamin yanina gidip bu saygisizligin hesabini sorar, ” Sen” der, “ayaga kalkmadin.Benim kim oldugumu bilmiyor musun? Ben buranin Kaymakamiyim.” Yabanci kucuk Metin’in hayatini sonsuza kadar degistirecek cumleyi kurar: “Ben Cumhuriyet Savcisiyim.” Kaymakam kipkirmizi olur, hemen ceketinin onunu ilikler, sapkasini indirir, ozur diler, kemkum eder. O an kucuk Metin anlar ki Kaymakamdan bile buyuk biri vardir, Cumhuriyet Savcisi. Kararini verir, savci olacaktir. Gercekten de buyur, Universsite sinavlarina girer, once ogretmenlik kazanir, gitmez, dersaneye yazilir, sonra muhendislik kazanir, yine gitmez, sonunda Istanbul Universitesine kapagi atar. Mezun olur, sinavlari kazanir, ama onu hakim olarak atarlar. Metin yilmaz, senelerce bakanligin kapisini asindirir, savci olana dek her yil HSYK ya basvurur, 2 beni yeter ki savci yapin, isterseniz sirnaga gonderin” der. Sonunda savci olur, huzura erer. Hatta bununla kalmaz, bassavci bile olur. Simdi mutlu mutlu Turkiyenin en buyuk tutukevini yonetmektedir.

Yillar gecer, Metin’in kucuk kizi Ekin hukuk fakultesini kazanir.Son sinifa gecer. Bi sevgilisi vardir, hikaye aynidir. Kucuk Deniz, Aydinin ilcesi Soke de buyumustur, onun icin en buyuk Savcidir, muhakkak savci olmalidir o da. Ekin “cattik” diye dusunur tabii ki. Kucuk Denizin huylari Metin’e benzemektedir, zaten Deniz Metine tapmaktadir, en buyuk hayali onun gibi olmaktir.

tabii ki zaman zaman bu zaafini kullaniyorum. Annem ve babam universitedeyken, her bayramda ya da tatilde, babam annemle birlikte Istanbuldan Izmir otobusune biner, annemi izmire biraktiktan sonra uckuyularda otobusu degirtirip Bursaya donermis.(o zaman dedemin tayini bursaya cikmis,orda yasiyorlarmis.) Dusunsenize, kendi evi 2 saat mesafede, ama taa Izmire gidip geri donuyomus, ne romantik. Ben bu hikayeyi Denize anlattigimdan beri o da aynisini yapmak icin can atiyor. Mesela ben Londradan dondugumde havaalaninda o karsilamak istiyor beni. Normalde de Istanbuldan Izmire gittigimde, deniz sokeden gelir, havaalanindan beni alir, evime birakir, gene sokeye doner.
Neydi, kizlar hep babalarina benzeyen erkekler mi bulurlardi?

Kalıcı Bağlantı 4 Yorum

anne ben harry potter oldum

Eylül 2, 2007 at 5:39 pm (fotograflarim, londra)

Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

egleniyor muyum?

Eylül 2, 2007 at 5:16 pm (fotograflarim, londra)


Kalıcı Bağlantı 3 Yorum

birazcik londra

Eylül 2, 2007 at 5:09 pm (fotograflarim, londra)


<a
tower bridge ve ben

href=”http://bp1.blogger.com/_3wlv5LWJwyE/RtrvFo0XIKI/AAAAAAAAAC0/vcZOBCqj3nY/s1600-h/DSC07109.JPG”>
big ben’cigim ve ben(parlemento binasi)

Kalıcı Bağlantı Yorum yapılmamış