ohio!

Ağustos 3, 2007 at 11:07 am (londra, sevgili gunluk)

- Burda hicbir internet kafede,veya okuldaki bilgisayarlarda usb kullanamadigimiz icin cektigim zilyonlarca fotografi buraya koyamiyorum. Ilk firsatta butun postlari editleyecegim.

- Dun aksam ev arkadasim Jemma ile sohbet ettim. Burda cok buyuk 3 katli bir konakta yasiyorum,tarihi binalardan;hani icerden gizli bir kapiyla(bizimki buzdolabi kapagi seklinde) yandaki eve gecilebilen turden. 4 kisiyiz, bos odalar kitli, kilitler beni her zaman urkutmustur. Hani korku filmlerinde siradan bir aile sehir disinda eski harap bir eve tasinir, ve bos odalardan seslser gelir,yahut bodrumdan bir canavar cikar ya,o tarz bir ev bizimki. Oda kapilari her zaman kapali ki bu da hic sevmedigim biseydir, her seferinde eger kapiyi acarsam hosuma gitmeyecek biseyle karsilasacakmisim gibi geliyor; tuhaf ama-garezdeki japon kadinla karsilasacakmisim gibi. Sanirim burda cok fazla japon gordugum icin. Her tik sesine odum patliyor, ciddi ciddi korkuyorum evin icinde. Eger benim kadar tirsak biriyseniz cok fazla korku filmi izlememelisiniz. Dun gece yatmadan once biraz Chuck Palahniuk’un Gunce’sini okudum, aferin bana, artik odamdaki somineye de supheyle bakiyorum. Everything is strange.
Neyse, biz bu evde 4 kisi yasiyoruz su an, 2 kiz,2 erkek. Juhanes ve Jemma alman’ Pablo ise ispanyol. Juhanes ve pablonun odalari en ust katta;jemma ise alt katta;ben de urkutucu orta katta tek basimayim. Benim odam bir zamanlar yemek odasi gibi biseymis sanirim, agir isciligi olan kartonpiyerleri, eski ve tozlu ama sik bir avizesi ve sominesi var cunku. Fakat oda ortasindan ikiye bolunmus; yarisi benim odam, yarisi da kapisi kitli baska bir oda. Odayi kontrplak gibi ince bir duvarla bolmusler;tavanda birlesme yerlerinde bazi bosluklar var ve yan odadaki karanlik gozukuyor ve ben-tabii ki baktikca korkuyorum. Banyo ve mutfagi ortak kullaniyoruz, ayrica bir de dus ve tuvalet var ama kimse kullanmiyor onlari,ben de herhalde bir bildikleri vardir diye dusundum,bozuktur falan, ben de kullanmiyorum. Banyomuz da urkunc;su eski tip ayakli kuvetlerden var, baktikca aklima garzede emlekcinin tikanan lavabodan cikan kadin tarafindan oldurulusu geliyor; pencereyi acinca da aklima hide and seek deki bu pencereyi kim acti-fredy muhabbeti geliyor; herhangi biri icin mukemmel sayilabilecek kucuk bahcemize indigimde de godsend deki magarayi hatirliyorum, anlayacaginiz ben bu evde kor-ku-yo-rum, ustelik burasi tadini cikarmayi becerebilseydim eger, cok cok cok zevkli ve nostaljik bir ev.
Ama dordumuz birlikte evden cikmissak ve cikarken kapinin 2 kilidini de kitlemissek fakat geri dondugumuzde yere sacilmis ve umursamadigimiz mektuplari toparlanip konsolun ustune yerlestirilmis buluyorsak- iste bu urkunc. Cunku bu ev self catering ve temizlikten de biz sorumluyuz. Gelip evle ilgilenmesi gereken bir gorevli yok. Ve allah askina; oda kapilarimiz kitlenmiyor ve herseyimiz icerde, guvende miyiz biz?

- Neyse iste, Jemma ile sohbet ettim. Jemma 19 yasinda, yeni mezun olmus ve biraz is deneyimi kazanmak icin Londrara gelmis. Picadilly hattinda bir yerlerde bir ofiste calisiyor, sekreter sanirim. Eylulde Almanyaya donup universiteye baslayacakmis. Yaklasik,3 saat Turklerden, Almanlardan, Almanyadaki Turklerden, Almanyadaki olanaklarin nasil da azaldigindan, RTE’nin cagdas Turkiye imajini nasil sarstigindan (onlarin gozunde) Avrupa Birligi sorunsalindan ve onumuzdeki hafta gidecegimiz Mary Poppins in biletlerinin ne kadar pahali oldugundan bahsettik. O akadar akici bir sohbet oldu ki ingilizce konustugumu farkettigimde cok sasirdim, cunku benbim Turkiyedeki en buyuk sorunum konusamamakti, Ingilizce herseyi okuyabiliyor,yazabiliyor, anlayabiliyordum fakat konusamiyordum. Jemmanin Ingilizcesi cok iyi, hatirlayamadigim sozcuklerde bana yardimci oldu, kendimi cok rahat hissettim ve konusabildim. Cok mutluydum sonrasinda. Pabloyla da camasir makinasinin durmasini beklerken sohbet etmistik biraz, o da hukuk okuyormus, onla Jemma ile oldugu kadar rahat degildim ama yine de derdimi anlatabilmistim, fakat Juhanes benim icin tam bir felaket. Kesinlikle konuskan biri degil, hatta zar zor selam veriyor, zaten hicbir zaman evde degil, kiz arkadasi Londradaymis. Onunla iletisim kurmakta cok zorlaniyorum, daha dogrusu onun yaninda kendimi rahat hissetmedigim icin kasiliyorum ve cumle kuramiyorum.
Ayni sorun okulda da var. Mesela grammer ve psikoloji siniflarimda-ikisine ayni hoca giriyor- cok rahatim,hem mevcut kalabalik, hem herkes birbiriyle arkladas, hem de Keiran cok sempatik, orda uzun uzun konusabiliyorum. Fakat sosyoloji sinifinda, Alinin ogretme tekniklerinden memnun degilim, sinifta kimse sohbet etmekle falan ilgilenmiyor, kaynasamadik,herkes birbirini suzup duruyor ve ben rahatsiz edici bakislar altinde ingilizce konusamiyorum. Rus bir kiz var, Irana, babasi turkmus, onu seviyorum ama onun da ingilizcesi cok iyi, cok hizli konusuyor ve o kadar cok bilmedigim kelime kullaniyor ki dediklerinin yarisini anlamiyorum. Cok guzel ve sempatik bir kiz. Dil ve tarih okuyormus rusya da.

- Burda yiyecek birsey bulmak cok zor. Herseyin tadi ayni-hicbirseye benzemiyor. Ingilizlerin gercekten damak tadi yok. Avrupa mutfaklarini sunan guzel restoranlar var ama onlar da her gun gitmek icin fazla pahali. Sandvic ve salata yemekten biktim. Bugun ogle yemegi icin Akiko(japon) ve Isabella (brezilyali) ile bir italyan restoranini deneyecegiz. Isabella genelde supermarketlerde satilan sushi cesitlerini ve domuz eti sosislerini deniyormus oglenleri, Akiko buraya gelirken cok para biriktirmis, o yuzden caddede yuruyor ve vitrinini begendigi restorana giriyormus.
Ev arkadaslarim surekli mikrodalga yemekleri yiyorlar, hani turkiyede de var, hazirlanip aluminyum kaplarda paketlenmis, isitip yiyorsunuz. Ben yurttayken yemek zorunda kalirdim ve nefret ederdim.Bir de kore eristeleri var. Uzerine sicak su ekleyip biraz bekliyorsunuz, sonra yiyorsunuz. Bu sekilde beslenemem ben. Ama bir yandan da kilo veririm diye seviniyorum.

-Komur gibi kara bir fransizla tanistim bugun-beni fransiz saniyormus ve international call cardlarla ilgili bisey sormak icin yanima gelmis, direk fransizca konusmaya basladi, ben de dilim dondugunce cevap verdim. Daha sonra sohbete devam etmek istedi, ama fransiz degilim turkum deyince sasirdi ve gitti. Fransizlar Turkleri sevmezler mi?

Bugunluk de bu kadar. Sonra cok uzun diye okumuyorsunuz.

3 Yorum

  1. leothemaster demiş ki,

    Ağustos 6, 2007 4:45 pm

    sni tanıtmak amacıyla yazı yazdım umarım beğenir ve forum sayfamı linklerin arasına eklersin

    http://www.leothemaster.net/miss-martle-kimdir-t-3640.html

  2. punkthepump demiş ki,

    Ağustos 6, 2007 5:53 pm

    cok degisik geldi şimdi yaşadıkların :)kolay kolay günceleri okumam ama başta bir girdim devamınıda getirdiğimi geç farkettim :) ben senin yerinde olsam o odada ne olduğunu bir an evvel araştırıp bulurum :D neyse Londra’da iyi eğlenceler dileyelim bari :)

  3. stickman demiş ki,

    Ağustos 20, 2007 7:37 am

    valla ben sonuna kadar okudum, çok dolu ve eğlenceli bir hayatın var orda, benim hayatımla kıyaslayınca, evi öyle bir betimlemişsin ki gözümün önüne geldi resmen valla güzel bir hayatın var tadını çıkar ve sürekli yaz, hoşuma gitti okumak, takipcinim bundan sonra ;)

Yorum Yapın