Ben nasıl bu hallere düştüm vol.1
Lisede alan seçerken ailem müdahale etmedi.Fizikte ve matematikte başarılıydım, sayısal seçtim. Tıp okumak istemiyordum,çünkü kan görmeye dayanamıyordum ve daha kötüsü hasta insanlardan tiksiniyordum,mühendis de olamazdım,bu tembellikle mümkün değildi zira, zaten ilgimi de çekmiyordu. Endüstri ürünleri tasarımı ya da iç mimarlık okumak istiyordum,ama onların da yetenek sınavları vardı ve ben çizim yapamıyordum. Bu şartlarda sayısalda kalmam mantıklı değildi, son sınıfta alan değişikliği yapmaya karar verdim, ailem yine karışmadı. Eşit ağırlığa geçtim, fark dersleri verdim, tabi ortalamam düştü, dersanede bursluydum, alan değişince kesildi,bütün arkadaşlarımdan ayrıldım, 2 senedir coğrafya,tarih,felsefe görmüyordum, açığı kapatmak için konservatuarı bırakmam gerekti,uyum sağlamakta çok zorlandım. Ama bir şekilde o dönem bitti, liseden okul 4.sü olarak mezun oldum, ama öss görece olarak bok gibi geçince tercih yapmamaya karar verdim. Ailem yine karışmadı. Sonra puanlar geldi,baktım fena değil, yüzdelik dilim de iyi,gireyim bari bi yere dedim. Ailem yine karışmadı. Üniversite kampüslerini gezdim. Mezun öğrenciler bulup konuştum. Sonuç olarak Boğaziçi,Odtü ve Galatasaray sosyoloji yazmaya karar verdim. İşte orda ailem karıştı! Babam,eğer sosyoloji okursam hiçbişey olamayacağımı,hem zaten ssyologların ne iş yaptığını,cezaevinde başgardiyanın Odtüden mezun olduğunu,benim de en iyi ihtimalle gardiyan olup ayda 6oo bilmem küsür milyon maaşla çalışacağım kehanetini getirdi. O zaman psikoloji yazayım dedim, “Türkiyede psikolojik destek kavramı mı var, sosyal hizmetlere bağlı mı çalışacaksın,rehber öğretmen mi olacaksıné dediler. O zaman reklamcılık,halkla ilişkiler falan yazayım diye düşündüm, “reklam sektöründe rekabet büyük, arkanda birileri olmadıkça sıyrılıp dikkat çekmen imkansız,bizim reklamcı tanıdığımız yok,geç onu” dediler.E matematik öğretmeni olayım bari,hem seviyorum da, özel ders de verdim,tecrübeliyim diye düşündüm, ama bizim zamanımızda öğretmenlik henüz parlamamıştı,özellikle benim ailemde, “hiçbişey kazanamazsan öğretmenlik kazanınırdın canım.” “e ne yazayım bari siz söyleyin” dedim.”hukuk” dediler.Hiçbişey olamazsam hazineye falan sokarlarmış,en kötü ihtimalle kurum avukatı olurmuşum.Küçük bi hesap yaptım,gardiyanlıktansa kurum avukatlığı sanırım daha iyiydi. Ancak bir sorunumuz daha vardı, biz İstanbula yeni taşınmıştık ve ben burdan nefret etmiştim,çünkü taşrada büyümüştüm ve burası benim için çok karmaşıktı, bütün arkadaşlarım Aydın’da kalmıştı,metropol insanına uyum sağlayamamıştım,ayrıca çok ödlektim,kapkaçtan,trafikten,sapıklardan,her şeyden çok korkuyordum. İzmir,Ankara,Eskişehir ve Antalya tercih etmeye karar verdim. Babamsa İstanbulda özel bir okulu burslu okumamın daha iyi olacağını düşünüyodu,düz lise mezunuydum ve dil öğrenmeliydim,hem evden gider gelirdim, ev işi falan uğraşmazdım,onların da içi rahat olurdu,ne de olsa aile yanı güvenliydi. Oysa ben yalnız yaşamak,herşeyimle kendi başıma uğraşmak,kimseye hesap vermemek istiyordum,ayrıca bana göre özel okula sadece aptallar giderdi,ben bir sürü zengin züppeyle uğraşamazdım.(Koç,Sabancı ve Bilkent hariç.O üçüne taparım.Ama diğer özel okullarda öğrenci seviyesinin çok düşük olduğunu düşünüyorum.) Allem ettim kallem ettim, ilk sıraya ankara hukuk,ikinciye dokuz eylül,üçüncü tercihe de marmara yazdım.(babam son bir hamle yapıp,en azından marmara yaz,sana karşıda ev tutarız,arabayı da sen alırsın,hafta sonları gelirsin demişti.) Ankara hukuk olmadı, dokuz eylüle geldim. Kazandığımızı tatilde öğrendik, annem dakikalarca İzmir’e geliyorum diye ağldı,babam da 2 gün somurttu. İşte benim alakasız bir bölümde, alakasız bir okulda okuyuşumun hikayesi budur. Bu yüzden sevgili okuyucu,sen kızgın kumlardan serin sulara atlarken,o narin koca poponu devirmiş gölgede martinini yudumlarken,ben bu sıcakta,bu boktan internet kafede bütünleme çalışıyorum.
*İstersem hala gardiyan olabilirim.Yaşasın KPSS.
TugCe demiş ki,
Temmuz 4, 2007 10:33 pm
Aydın’dan çıkmaya korkar insanlar. Hem çok çıkmak isteyip, hem de geri dönerler. Garip bir yer. O kadar alışık ki rahat düzene. Her şey olsa, onlar rahatını bozmasa Kıyı Ege bakış açısı hayata farklı galiba.
Hikayen hüzünlü biraz. Benimkiler de bana karışmadılar çok, sen ne yaparsan yap arkandayız dediler. İyi ki demişler ama bana karışan da başkaları var ve ben sevmiyorum.
HMF demiş ki,
Temmuz 5, 2007 3:16 pm
supersin..keske istanbula da gelseymissin ama olsun..izmir de super
not: cogularimiz, bu simsicak havalarda is yerlerinde fenalik gecirmekteler..
Emir Bey demiş ki,
Temmuz 5, 2007 5:54 pm
sosyoloji yazmadığın için serdar ortaç tan bir şarkı gönderiyorum sana
“karşıma bir daha çıkma sakın bence bu asrın hatası olur”
ehehehe =)
hayırlısı yahu bir daha gir
Emir demiş ki,
Temmuz 7, 2007 1:17 pm
aaaaaa ben de bütünlemelere çalışıyorum hehehehehehe.ben de perşembe günü sinir krizi geçirmiştim.annemi arayıp dert yanmıştım.offfff bak gene sinirlendim.
rahel demiş ki,
Temmuz 9, 2007 7:33 am
Hukuk iyidir. Hukuk jokerdir. Üstüne psikolojide/sosyolojide yüksek lisans yapar “süper” olursun. Hukuktan mezun olur, reklamcı olursun. Hukuktan mezun olur, idareci olursun. Zaten avukat olursun, akademisyen olursun, hakim/savcı olursun. Hukuktan mezun olur, canın ne istiyorsa onu olursun, çünkü “iyi” bir hukukçuysan seni dinlerler.
Ciddiye alınırsın, üstüne de canın kimi istiyorsa sadece onu ciddiye alma lüksün olur.
Yine de yolun -nispeten- başındayken bir karar vermen iyi olur. Yaptığın, yapacağın şeyi sevecek misin? Sev-e-meyecek misin..?
Hukuk iyidir, hukuk okumak kötüdür. Hukukçu olmak iyidir, işini iyi yapamamak kötüdür. Ama en kötüsü sanırım, sevmediğin/hazır olmadığın bir şeyi okumak/yapmaktır.
Tabii bunların hepsi benim tecrübelerim/gözlemlerimdir, bilirim ki herkes kendi tecrübelerini yaratır.
Ayse demiş ki,
Temmuz 9, 2007 9:51 am
Koca kıçını devirerek martini yudumlayan okur olarak bir anda irkilmiş olsam da, çok çalıştık vaktinde yahu, yaz okullarında, projelerde, yaz sıcağında stajlarda güneşin altında. Martini vakti geliyor bir ara o zamanların karşılığı olarak. Sırayla bu işler :)Ankara yerine iyi ki İzmir olmuş bana kalırsa, Ankara’da çok daha zor olurdu bu zamanları atlatmak..
errorita demiş ki,
Temmuz 11, 2007 2:05 am
hımm.. ben bi kadeh daha martini alıp geliyim..